Karanlığı savunmak

Kurosawa'nın Düşler'inde insanlık ilerleme mitine rağmen doğayı ve vicdanı yitiriyor; peki teknolojinin her şeyi yapabilmeyi mümkün kıldığı bir dünyada, hiçbir şey yapmamayı seçebilmek gerçekten mümkün mü?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazı, Kurosawa'nın Düşler filmini modern insanın doğa ve vicdan ilişkisine yöneltilmiş bir ahlaki sorgulaması olarak analiz eder. Yazar, insanın müdahale kudretini artırdıkça anlama yetisini yitirdiğini, teknolojinin değerleri fayda eksenine kilitlediğini ve bu çaresizliğin yalnızca çevre değil, insanın ruh coğrafyasını da çoraklaştırdığını gösterir. Fakat filmin umut mesajı olan küçük sınırlandırma ve ölçüsüzlüğü seçmemek, gerçekten bir insani eylem midir, yoksa ayrıcalıklılara verilmiş bir lüks müdür?

Akira Kurosawa'nın Düşler'inde İnsan, Doğa ve Vicdan

Akira Kurosawa'nın 1990 tarihli Düşler (Yume) filmi, klasik anlatı sinemasının sınırlarını bilinçli biçimde terk eden bir vasiyet metni gibidir. Bu film, ne yalnızca bir rüya derlemesi ne de sembollerle örülü kapalı bir alegoridir; aksine, modern insanın dünyayla, doğayla ve kendi vicdanıyla kurduğu ilişkiye yöneltilmiş uzun soluklu bir ahlâki sorgulamadır. Kurosawa, sekiz düş ve kâbus aracılığıyla insanlığın ilerleme anlatısını askıya alır; geriye, yıkıntılar arasında dolaşan bir bilinç bırakır.

Düşler, sinemanın hikâye anlatma işlevini ikinci plana iter; asıl anlatı, görüntünün düşünceyle, sessizliğin vicdanla kurduğu ilişkide ortaya çıkar. Bu nedenle film, izlenmekten çok tefekkür edilmek ister.

Kurosawa için rüya, gerçekliğin zıddı değildir; tam tersine, onun çıplak hâlidir. Günlük hayatın alışkanlıkları, teknolojisi ve konforu içinde bastırılan sorular, rüyada kendilerini dayatır. Bu bağlamda Düşler, Freudcu bir bilinçaltı çözümlemesinden ziyade, ahlaki bir uyanış çağrısıdır. Film boyunca tekrar eden tema şudur: İnsan, dünyaya müdahale etme kudretini artırdıkça, onu anlama yetisini yitirmiştir.

İlk rüyalardan itibaren çocuk figürünün öne çıkması rastlantı değildir. Çocuk, henüz doğayı "kaynak", "malzeme" ya da "verim" olarak görmeyen bir bakışı temsil eder. Tilkilerin düğününe tanıklık eden çocuk, insanın bilmemesi gerekeni bilmeye cüret ettiği anda suçlulukla tanışır. Burada suç bireysel değil, türseldir: İnsan, doğanın mahremiyetini ihlal eden varlıktır.

Şeftali Bahçesi bölümü, filmin etik merkezlerinden biridir. Kurosawa burada doğayı romantize etmez; onu ahlaki bir özne olarak konumlandırır. Ağaçların ruhları, insanın ilerleme adına gerçekleştirdiği yıkımın sessiz tanıklarıdır. Çocuğun ağlaması, kaybedilen bir manzaraya değil, geri dönülmez bir ahlaki kopuşa yöneliktir. "Şeftaliyi satın almak mümkündür ama şeftali bahçesini değil" cümlesi, modern ekonominin doğayı metaya indirgeme mantığını tek hamlede ifşa eder.

Bu noktada Kurosawa'nın eleştirisi çevrecilikle sınırlı değildir. Asıl mesele, insanın değer yargılarını fayda eksenine kilitlemesidir. Güzel olanın, sırf "işe yaramadığı" için ortadan kaldırılması, insanın kendi ruh coğrafyasını da çoraklaştırır.

Tipi ve Tünel bölümleri, insanın hem doğa hem de tarih karşısındaki çaresizliğini gösterir. Tipide yön duygusunu yitiren dağcılar, modern insanın ilerleme mitine rağmen hâlâ doğa karşısında ne denli kırılgan olduğunu hatırlatır. Kar Perisi'nin ölümle uyku arasındaki belirsiz çağrısı, varoluşun en eski sorusunu fısıldar: Yaşamak, ne zamana kadar direnmek demektir

Tünel ise savaşın ardından geriye kalan vicdanla ilgilidir. Ölü askerler, hayatta kalan komutanın peşini bırakmaz; çünkü ölüm, sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Kurosawa burada militarizmi sloganlarla değil, suçluluk duygusunun sessiz ağırlığıyla mahkûm eder. Emirler verilmiş, savaş bitmiş olabilir; fakat vicdan hâlâ nöbettedir.

Sanat, Delilik ve Hakikat

Kargalar bölümünde Kurosawa, sanatı doğayla aynı ontolojik düzleme yerleştirir. Van Gogh'un aceleciliği, çağın hızına değil; ışığın, rengin ve anın geçiciliğine karşı bir direniştir. Sanat, burada bir temsil faaliyeti değil, varoluşsal bir mecburiyettir. "Güneş beni resim yapmaya zorluyor" cümlesi, sanatçının iradesini aşan bir çağrıya işaret eder.