Marshall McLuhan'ın yıllar önce kavramsallaştırdığı "küresel köy", bugün futbol sahalarının yeşil çimlerinde her zamankinden daha somut bir biçimde karşımıza çıkıyor. Kitle iletişim araçlarının hızı ve sosyal medyanın anlık etkileşim gücü, futbolu sadece doksan dakikalık bir spor müsabakası olmaktan çıkarıp devasa bir endüstriye ve toplumun tüm katmanlarını kapsayan kolektif bir yaşam biçimine dönüştürdü. Tam da bu noktada, kitleleri peşinden sürükleme gücüne sahip olan futbol; ekonomi çevrelerinin ticari bir meta, siyasal aktörlerin ise kitleleri ikna etme ve yanına çekme aracına dönüşüyor. Siyaset kurumu, varlığını ve devamlılığını halkın teveccühüne borçlu olduğu sürece, toplumun en tutkulu bağlarla bağlandığı spor olgusunu kendi alanına tahvil etmekten vazgeçmeyecektir.
Trendyol Süper Lig'de geride bıraktığımız ilk 6 hafta, tam da bu sosyolojik çerçevenin sahadaki ve ekranlardaki yansıması oldu. Saha içindeki rekabet, taktiksel tartışmalar veya oyuncu performansları kadar, tribünlerin ve ekran başındaki kitlelerin duygusal dalgalanmaları da konuşuldu. Altı haftalık periyot, futbolun yalnızca puan cetvelinden ibaret olmadığını; her sonucun taraftar dünyasında yeni bir beklenti, hayal kırıklığı, umut veya tartışma ürettiğini bir kez daha gösterdi.
Bu noktada siyasetçilerin maç sonuçları üzerinden yaptıkları sosyal medya paylaşımları da futbolun siyasal iletişim açısından taşıdığı ağırlığı ortaya koyuyor. Özellikle Selçuk Mızraklı'nın kulüp kimliği üzerinden yaptığı sevinç ve gönderme içerikli paylaşımlar, sıradan bir taraftar paylaşımından farklı olarak siyasi kimliği nedeniyle daha geniş bir anlam kazanıyor. Aynı paylaşımı sıradan bir taraftar yaptığında kendi çevresinde kalan bir futbol esprisi olarak değerlendirilebilecek bir ifade, siyasi bir aktör tarafından kullanıldığında ister istemez siyasi kimliğiyle birlikte okunuyor. Böylece tribünde başlayan duygu, sosyal medya aracılığıyla siyasal iletişimin alanına taşınıyor.
Asıl mesele de burada başlıyor: Bir siyasetçinin futbol taraftarlığını görünür kılması, gerçekten yalnızca taraftarlık mıdır Yoksa futbolun oluşturduğu güçlü duygusal bağ, aynı zamanda siyasetin topluma temas edebileceği yeni bir iletişim kanalı mı oluşturmaktadır Çünkü siyasetçinin attığı bir gol sevincine, yaptığı bir göndermeye veya rakip takım üzerinden kurduğu bir espriye verilen tepki, çoğu zaman yalnızca futbol üzerinden şekillenmiyor. Paylaşımın arkasındaki siyasi kimlik de o tepkinin önemli bir parçası hâline geliyor.
İlk altı haftanın futbol gündemine baktığımızda bunun yalnızca sosyal medya paylaşımlarında değil, doğrudan saha sonuçlarında da karşılığını görüyoruz. Trabzonspor'un altıncı haftada Galatasaray'ı Papara Park'ta 4-0 mağlup etmesi, ligin en büyük gündemlerinden birini oluşturdu. Mohamed Salah'ın üç gol attığı karşılaşmada Trabzonspor'un üstünlüğü yalnızca skor tabelasına değil, oyunun genel görüntüsüne de yansıdı. Bu sonuç, Trabzonspor ve yeni teknik direktörü Thomas Reis açısından önemli bir başlangıç olurken, Galatasaray cephesinde ise Okan Buruk'un oyundan atılması da dâhil olmak üzere teknik direktör, takımın performansı ve alınan farklı mağlubiyet üzerinden yeni tartışmaları beraberinde getirdi.

15