Türkiye'siz Avrupa...

Avrupa uzun yıllar Türkiye'ye yukarıdan bakan, kapıda bekleten, üyelik sürecini teknik olmaktan çıkarıp ideolojik ve siyasi bir dosyaya dönüştüren bir tutum sergiledi.
Türkiye'nin reform iradesini sorguladı, fakat kendi çifte standartlarını hiç sorgulamadı. "Demokrasi" dedi, ama terörle mücadelede Türkiye'nin güvenlik kaygılarını anlamadı. "Hukuk" dedi, ama müzakerelerde hukukun değil, siyasetin kuralları belirleyici oldu ve engeller çıkardı. "İnsan hakları" dedi, ama kendi çıkarları olduğunda aynı hassasiyeti başka coğrafyalar için göstermedi, hatta ayaklar altına aldı.
Bu yüzden Avrupa'nın önce kendisiyle yüzleşmesi gerekiyor.
Elbette insan hakları, hukukun üstünlüğü gibi evrensel değerler önemlidir. Fakat aynı Avrupa, söz konusu Türkiye olduğunda bu değerleri çoğu zaman samimi bir ortaklık zemini olarak değil, siyasi baskı aracına dönüştürdü. Sürekli parmak salladı, ama kendi içindeki ırkçılığı, İslam ve göçmen düşmanlığını, çifte standartlı dış politikasını sorgulama gereği duymadı.
Avrupa'nın problemi tam da burada başlıyor.

ÖĞRETMEN EDASINI BIRAKMALI
Avrupa, Türkiye ile gerçek bir stratejik ortaklık kurmak istiyorsa önce o eski öğretmen edasını bir kenara bırakmalı. Her fırsatta dünyaya ders verme alışkanlığını dizginlemeli. Çünkü artık dünya, Avrupa'nın eski ezber cümleleriyle yönetilmiyor. Yeni dünya enerjiyle, üretimle, güvenlikle, tedarik zincirleriyle, savunma sanayiiyle ve jeopolitik gerçeklerle şekilleniyor.
Belki de en önemlisi, Avrupa, Türkiye'nin tarihini, kimliğini ve Müslüman bir toplum oluşunu bir "sorun" gibi görmekten vazgeçmeli. Türkiye, Avrupa'nın kültürel bütünlüğüne yönelmiş bir tehdit değil; Avrupa'nın güvenliğini, üretim kapasitesini, enerji yollarını ve küresel rekabet gücünü tamamlayan stratejik bir ortaktır. Avrupa bunu hazmettiği gün yeni bir sayfa açılacaktır.
O gün geldiğinde Avrupa sadece Türkiye'yi kazanmış olmayacak; kendisini de yeniden keşfetmiş olacaktır. Türkiye'nin NATO içindeki rolü bunun en açık göstergesi. İttifak'ın güney ve doğu kanadı, Türkiye olmadan düşünülemez. Karadeniz'in güvenliği, Doğu Akdeniz'deki denge, Ortadoğu'daki krizler, terörle mücadele, enerji yolları ve göç yönetimi Avrupa başkentlerinde konuşulan teknik başlıklar olabilir, fakat sahada bunların merkezinde Türkiye var.
Türkiye artık yalnızca coğrafi konumuyla değil, kendi üretim kapasitesiyle de masadadır. Savunma sanayiindeki dönüşüm bunun sembolüdür. Dün dışarıdan sistem almak için kapıları çalan Türkiye, bugün İHA'ları, SİHA'ları, deniz platformları, füze teknolojileri ve kara sistemleriyle NATO güvenlik mimarisinin vazgeçilmez üretici aktörlerinden biri hâline gelmiştir. Bu sadece askeri bir başarı