Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, "şaibeli kurultay"da genel başkan seçilmesinden sonra ilginç bir profil çizdi. Önce yerel seçimleri yönetmesiyle, sonra da izlediği "normalleşme siyaseti"yle herkesi şaşırttı. Milletvekili ve grup başkanvekili olarak hatiplikte ve polemik yapmada "acar siyasetçi" olduğu biliniyordu ama CHP gibi bir partiyi yönetmede ciddi performans göstermesi beklenmiyordu. Bu yüzden hem şaşırttı hem de "çaresiz muhalefet seçmeni"ne umut oldu.
Başkan Erdoğan'la da yeni bir diyalog başlatarak ezberleri bozdu. İşte ne olduysa ondan sonra oldu ve Özgür Özel'in ezberi bozuldu. Birkaç koldan saldırı geldi. En başta da bütün yolsuzluk iddialarına rağmen savunduğu Ekrem İmamoğlu'ndan geldi.
Sonra bir daha da iflah olmadı. Sokakları harekete geçirmeye kalktı, milli ve yerli markaları boykot kararı aldı, yetmedi daha vahim bir şey yaptı: "Yolsuzluk-rüşvet" iddialarıyla gözaltına alınan, yargılanan belediye başkanlarını "Sütte leke var onlarda yok" diye savundu, hatta suçüstü yakalananları bile sahiplendi.
Bu ağır yükün üzerine başında bulunduğu ve "Ölürüz de bırakmayız" denilen baba ocağı CHP de "mutlak butlan" kararıyla elinden gitti. O da Yeni Parti'yi kurdu ve yeni bir yolculuğa çıktı.
Kaderin garip cilvesi mi denir bilemem ama Özgür Özel, bu yolculuğunun daha başında ülkenin 50 yıllık terörü bitirme sorunuyla karşı karşıya kaldı. Bu ilk siyasi sınavıydı. Ama Özel, bu kadar büyük bir sınava hazır değildi. Siyaseti popülist söylemlerle sürdürebileceğini zannetti.
Aslında başından beri gelgitler yaşadığı ve bir yol haritası çizemediği için bu ilk sınavını geçemedi, sınıfta kaldı. Adına ister hibrit ister "yeni nesil" siyaset densin, ülkenin terörden arınması gibi tarihi bir yol ayrımında partisinden 35 milletvekilinin "evet", 54 milletvekilinin "hayır" oyu vermesi "iki arada bir derede" kaldığının işaretiydi. Bu siyasetsizlik demekti.
Kısaca, Özgür Özel hem yolsuzluklarla arasına mesafe koymada hem de terörü bitirme konusunda kararsız kalmıştı ve o kararsızlık düşüşünün de başlangıcı oldu.
Sokaktaki insan da bu kara tabloyu, bu siyasetsizliği görüyor ve izliyordu. Aslında hem Yeni Parti'ye akan çaresiz sosyoloji hem de arayış içinde olan muhalif seçmen umutlanmak, yeni siyasi aktörlerle buluşmak istiyordu. Ama ne yazık ki onlarda ülkeyi yönetecek irade ve kararlılık yoktu.

11