CHP'nin FETÖ'yle hesaplaşması

Rakipleri kabullenmese de CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun geri dönüşü amiyane tabirle muhteşem olmasa da siyaseten "sarsıcı" oldu.
Daha ilk günden Özgür Özelİmamoğlu ekibinin korkuya kapılması, Özel'in hızla kendini grup başkanı ilan etmesi, yapılamayacağını bildiği hâlde ısrarla kurultay istemesi ve Anıtkabir'de "ergen siyasetçi" gibi davranması kimseyi şaşırtmadı.
Bu sarsıntı burada kalmayacak, sular durulduğunda yolsuzluk ve rüşvet sarmalı, Jetgiller ve havlucu rezaleti, siyaseti kirleten şaibe felaketi çok daha net ortaya çıkacak.
Bütün bunlar az çok bilinen ve Kılıçdaroğlu'nun söylemesi tahmin edilen şeylerdi. Ancak Kılıçdaroğlu, daha önceki yazımda da belirttiğim gibi o "tarihi konuşması"nda Türkiye'yi ve sivil siyaseti tehdit eden çok daha sarsıcı bir gerçeğe işaret etti. FETÖ ve Batı'nın kontrol ettiği CHP gerçeğine...
Kılıçdaroğlu, rahmetli Attila İlhan'ın dediği gibi, yıllar yılıdır "Batı'nın deli gömleği"ni yırtıp atamayan, değiştiremeyen CHP'ye tarihi bir fırsat alanı açtı.
"Post post Kemalist" aydınlar saldırsa da onların yapamadığını Kılıçdaroğlu, kendisini de katarak öyle bir alan açtı ki, hem 15 Temmuz'dan özür dilemiş oldu hem de CHP'yi kuşatan, dizayn eden FETÖ gerçeğini itiraf etti.
Şu sözleri tam anlamıyla bir siyasi yüzleşme örneğiydi:
"Ruhunu satmış FETÖ terör örgütü ajanlarını zamanında fark edemediğim için sizlerden özür diliyorum."
FETÖ-CHP ilişkisi aslında yeni değil, 60'lara, Kasım Gülek ve Ecevit'e kadar uzanıyor ama en kritik hamlesi bizzat Kılıçdaroğlu'nun önünü de açan 2010'da "kaset kumpası"yla rahmetli Deniz Baykal'ın istifa ettirilmesiydi.
Bu süreçte her şey herkesin gözü önünde oldu. Kılıçdaroğlu'nun ABD gezisi, 17-25 yargı darbesi, CHP'lilerin yıllarca F Tipi dedikleri FETÖ'ye sahip çıkışları durup dururken gerçekleşmedi.
Sadece Kılıçdaroğlu değil, CHP'nin en sert isimlerinden Adnan Keskin bile 2012 yılında o yapının gezilerine katılmıştı. Bir grup milletvekiliyle birlikte gittiğimiz Stockholm gezisini o tarihte, "Acaba CHP, cemaate yeşil ışık mı yakıyor" diye yazmıştım.
"FETÖ, muhalefet ve MİT" başlıklı bir yazımda şu notu düşmüştüm: "Amaç çok açıktı; CHP, FETÖ'nün dümen suyuna girecek ve 'milli' hassasiyeti bir tarafa bırakacaktı."
İlginçtir bütün bunlar yaşanırken, hiçbir CHP'liden itiraz gelmedi.
Bugüne kadar da kimse çıkıp, "Hiçbirimiz masum değiliz" deme cesaretini göstermedi. Tek dertleri, ABD ve Batı'nın aparatlarıyla el ele vererek AK Parti'yi, dönemin başbakanı Erdoğan'ı alaşağı etmekti.