Önceki gün Ankara, yalnızca Türkiye'nin değil, küresel diplomasinin de merkezindeydi. Ukrayna savaşından enerji güvenliğine, Ortadoğu'daki gerilimlerden göç krizine kadar dünyanın geleceğini ilgilendiren başlıklar aynı masada konuşuluyordu. Dünyanın dört bir yanından gelen binlerce gazeteci, onlarca uluslararası yayın kuruluşu ve yüzlerce kamera, objektifini Ankara'ya çevirmişti. Küresel gündem Türkiye'yi konuşurken, o kritik saatlerde Almanya'nın devlet televizyonu ARD bambaşka bir nedenle Başkan Erdoğan'ı konu alan bir belgesel yayınlıyordu.
Almanya başta olmak üzere AB ülkelerinin yakınlaşmaya çalıştığı bir dönemde Berlin neden eski hesapların peşine düşmüştü Yayının zamanlaması kadar, tercih edilen üstenci dili ve konuşmacı profilleri de dikkat çekiciydi.
Belgeselde farklı dönemlerde Başkan Erdoğan'la çalışmış ya da yollarını ayırmış isimlerin yanı sıra, uzun yıllardır Türkiye'ye yönelik önyargılı hatta "düşmanca" eleştirileriyle bilinen kişi ve çevrelere de geniş yer verilmişti. Ortaya konulan tablo, objektif bir analizden çok, tek yönlü bir bakış açısını yansıyordu.
Aslında şu çok açık: Batı'nın "özgür" kalemlerinin izleyiciye farklı değerlendirmeler sunmak yerine önceden oluşturulmuş bir kanaati pekiştirmeyi amaçlamaları şaşırtıcı değil.
Asıl üzerinde durulması gereken soru şu: Dünya böylesine kritik bir dönemeçten geçerken, Almanya'nın en büyük kamu yayıncısı neden diplomasi masasını değil de Türkiye'nin iç siyasetini merkeze alan bir yapımı ekranına taşımayı tercih etti Hem de kötücül bir dille...
Bu yalnızca bir yayın politikası mıydı Yoksa Alman derin aklı Avrupa'nın enerji krizleriyle, ekonomik durgunlukla, güvenlik kaygılarıyla ve artan toplumsal kutuplaşmayla mücadele ettiği bir dönemde, Ankara'da kurulan diplomasi masası yerine Erdoğan merkezli bir belgeseli tercih ederek kaba bir siyasi mesaj mı veriyordu
Herhalde fark etmedikleri şey şu: Türkiye artık yirmi yıl önceki Türkiye değil. Türkiye artık savunma sanayiinden diplomasiye, enerji koridorlarından bölgesel krizlerde üstlendiği arabuluculuk rolüne kadar uluslararası dengelerde ağırlığı hissedilen bir aktördü. Herhalde Başkan Erdoğan liderliğinde gerçekleşen bu değişim Avrupa'daki bazı çevreleri acayip rahatsız etmiş....
Oysa artık eski ezberler işe yaramıyor. Çünkü Türkiye kendisine biçilen rolü sessizce kabul eden bir ülke olmaktan çıkalı çok oldu. Bu nedenle Türkiye'yi anlamaya çalışmak yerine onu belli kalıpların içine sıkıştırmaya çalışan her siyasi çaba ya da her yayın inandırıcılığını kaybeder.

10