Ankara kulisleri ve iki siyasi aktör

Partiler 2027'ye hazırlanırken CHP sadece İmamoğlu'ya kilitlenmiş, küçük partiler ise 'yüzde 1 pazarlığı' siyasetine mahkûm—acaba yeni yüzler değişimi gerçekten sağlayabilir mi?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, siyasi partilerin 2027 seçimlerine yönelik hazırlık düzeylerini karşılaştırarak, AK Parti ve MHP'nin radikal yenileşme içinde olduğunu, CHP'nin ise tek kişiye bağlı kaldığını iddia ediyor. Bunu öne sürüyor çünkü yapılan yönetim değişikliklerinin ve atanan yeni isimlerin hangi siyasi çıkışlara yol açacağını gözlemliyor. Yazının merkezindeki argüman, büyük partilerin siyaset üretme kapasitesini korurken küçük partilerin sistem içinde sıkışıp kalması—peki bu durumda muhalefet gücü kimden gelecektir?

Siyasetin merkezi Ankara'da seçim havası yok ama bütün partilerde müthiş bir hazırlık var. Kimi kendini yeniliyor, kimi ortak hareket edebileceği partilerle dirsek temasını sürdürüyor, kimi de küçük pazarlıklara kendini hazırlıyor.
Herhalde tek istisna CHP olabilir. Çünkü CHP dışında kendisini "tek merkeze, tek konuya" kilitleyen parti yok. Ne yazık ki CHP yönetiminin Ekrem İmamoğlu dışında bir gündemi yok. Seçmeni "ara seçim"le oyalamanın perde arkasında da bu gerçek var.
Oysa büyük-küçük bütün partiler ağırlıkla bir yıl sonra ya da bilemediniz 2027 sonbaharında yapılacak seçimlere fokuslanmış durumda.
İktidarda 24 yılı geride bırakan AK Parti bile onca bölgesel ve küresel negatif gelişmeye rağmen hem yeni aktörleri sahaya sürüyor hem de yarın seçim olacakmış gibi yeni projelere devam ediyor. Her an seçim olacakmış gibi ciddi hazırlık içinde.
Partilerin yenilenmesi ve hazırlanması açısından belki de en radikal çıkışı yapan parti MHP. MHP yönetimi son günlerde öyle ilginç adımlar attı ki, sadece rakipleri değil siyaseti izleyen uzmanlar bile bu adımların ne anlama geldiğini yorumlamakta zorlandı. Bir yanıyla MHP içinde farklı bağlantıları olan isimler ayıklanırken, öte yanıyla da partiye güç katabilecek yeni siyasi aktörler devreye girdi.
Bir anlamda MHP, küresel altüst oluşa, "terörsüz Türkiye"ye ve yeni milliyetçilik dalgasına hazırlık yapan ve zamanın ruhunu doğru okuyan ilk parti oldu. Bunda da derin bir tecrübenin, Devlet Bahçeli'nin imzası var.
Benzer derin bir değişimin sancıları da DEM Parti'de yaşanıyor. Henüz somut bir hamle görülmedi ama önümüzdeki siyasi döneme bir hazırlık yapıldığı da çok açık.
İyi Parti ve Saadet Partisi gibi küçük partilerde ise tam tersi bir durum var; arayış olsa da sonuç yok. Çünkü çoğu, ülkenin temel sorunlar karşısında tarihin yanlış tarafında durdu ve büyüme potansiyellerini kendi elleriyle yok etti. Böylece iktidar karşıtlığından kurtulamadıkları gibi rasyonel siyaset üretme becerisi de gösteremediler.
Böylece çoğu "saha partisinden çok salon partisi" oldu. Kısaca küçük partiler, "Yüzde 1 alsak pazarlık şansımız" olur siyasetine mahkûm partilere döndü.
Bu yüzden küçük partilerde "yüzler" yeni olsa da siyaset "eski" kaldı ve bu partilerin toplumda rüzgâr estirme ihtimalleri sıfıra indi.
Bu durumun önemli bir nedeni, büyük partilerin hâlâ kendilerini yeniliyor olması. Ortada bu açıdan garip bir durum var. Hâlâ yeni yüzler de yeni siyasi çıkışlar da iktidar yıpranmışlığı yaşayan AK Parti'den ya da destek veren MHP'den çıkıyor. DEM Parti bile bu kadar