ABD tipi saldırı ve 300 milyon çocuk

Dijital tehlikelere karşı yapılan uyarılar 'çağın gerisinde kalmak' diye niteleniyor; peki Batı'da yıllardır yaşanan sorunlar önlemek için alınan tedbirler de geri mi?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, siyasi kutuplaşmanın Türkiye'de düşmanlığa dönüştüğünü ve bunun aile, güvenlik ve dijital ortam gibi önemli konularda uzlaşmayı imkansız kılıştığını savunuyor. CHP'nin 'Batıcı' aktörleri her önlemi geri kalmışlık olarak nitelediklerini, oysa çocuklara karşı dijital şiddetin küresel ölçekte dehşet tablosu oluşturduğunu belirtiyor. Acaba muhalefet partisinin eleştirel duruşu, gerçekten ideolojik dogmatizmden mi kaynaklanıyor, yoksa hükümet politikalarına karşı meşru kaygılar taşıyor mu?

Kutuplaşma siyasetin doğasında var ama bizde durum rekabetten çıkıp "düşmanlığa" dönüşmüş durumda. Bu yüzden de siyaset hiçbir konuda buluşamıyor. Demokrat Parti-CHP ilişkisinden bugünkü AK Parti-CHP ilişkisine bakın, iki ana akım parti çok az "milli" konularda bir araya geldi. Toplumsal sorunlarda ise bu hiç olmadı. Alın aile meselesini... Sadece son 10 yıla bakın, Başkan Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan ne zaman "aile"nin güçlendirilmesinden söz etse, en büyük itiraz CHP'den geldi. Aynı şekilde ne zaman dijital mecraların "tehlikesinden" söz edilse, "Özgürlüğümüz kısıtlanıyor" feryatları yine CHP'den yükseldi.
Oysa CHP sosyolojisi de aynı sorunlardan şikâyetçi. Ama bu gerçekler CHP'nin "Batıcı" siyasi aktörlerinin umurunda değil. Onlar büyük oranda, "Batılılardan daha Batıcı bir ruh hâliyle" siyaset yaptı. Bütün amaçları da Batı hayranı bir "Türk" tipi yaratmaktı. Bakın o Türk tipini rahmetli gazeteci Uğur Mumcu nasıl tarif ediyor:
"İsviçre Medeni Kanunu'na göre evlenen, İtalyan ceza yasasına göre cezalandırılan, Alman ceza mahkemeleri usulü yasasınca yargılanan, Fransız idare hukukuna göre idare edilen ve İslam hukukuna göre gömülen kişidir."
Şimdi buna "ABD tipi saldırı" da eklendi ama Allah'tan bu model tutmadı, tutamaz da. Tabii hâlâ bu tipi üstenci bir bakış açısıyla dayatanlar da var. Bu gerçeği son iki okul saldırısıyla bir kez daha gördük. Saldırıların acısı tazeyken bile akıl dışı itirazlar sürdü. Özellikle ailenin ve okulların güvenliği, sosyal medyadaki başıbozukluğun önlenmesi için yapılan önerilere yönelik itirazlar insanları çileden çıkardı.
Öyle çıkardı ki, önceki gün Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Çocuklara Yönelik Şiddet Özel Temsilciliği Ofisi ve UNICEF tarafından düzenlenen "Çocukların Dijital Ortamda Korunmasına İlişkin Uluslararası Politika ve Uygulama Paylaşımı" başlıklı etkinliğe katılan Emine Erdoğan şunları hatırlatmak zorunda kaldı:
"Anne babalar, ne zaman endişelerini dile getirse çağın gerisinde kalmakla itham edildiler. Dijital mecralara dair düzenlemeler sosyal politikaların konusu olduğunda hükümetler baskıcı olmakla suçlandılar. Maalesef bu işin sonu, çocuk ve gençlerin, siber zorbalık, dijital bağımlılık, kişisel verilerin kötüye kullanılması, şiddet içerikleri, ayrımcılık ve nefret