76 gerçek itirafçı konuşursa!

Türkiye bir yılı aşkın süredir başta İBB olmak üzere CHP'li belediyelerdeki yolsuzluk davalarını konuşuyor. Ama durun, haksızlık etmeyelim; ortada sadece sıradan bir "yolsuzluk" yok. Karşımızda, belediye rantının kaldıraç olarak kullanıldığı, siyasetin yeniden dizayn edildiği muazzam bir mühendislik harikası var!
Tabii bu yerli ve milli gerçekle ilk kez yüzleşmek birilerini acayip öfkelendiriyor. Hemen o tanıdık, o çocuksu savunma refleksine sarılıyorlar: "Ama hocam ötekiler de yolsuzluk yapmadı mı"
İşte bu çocukça savunmaların gölgesinde, Ekrem İmamoğlu'nun "suç örgütü lideri" iddiasıyla yargılandığı o meşhur İBB davasında artık sona yaklaşılıyor. Hâliyle, salondaki gerilim de sinir uçlarını zorluyor. Son duruşmada mahkeme hâkiminin bile sabrı taştı da milletvekili Suat Özçağdaş'ı işaret ederek, "Milletvekili diye burada her türlü soytarılığı yapamazsınız" demek zorunda kaldı.

İşin mutfağında ise her duruşmayı bir Broadway şovuna çevirmede sınır tanımayan Ekrem İmamoğlu vardı. Yine "Rolü kimseye kaptırmam, ben konuşmalıyım!" diye diretince, eski Beyoğlu Belediye Başkanı "solcu" İnan Güney'le bile" savunma sırası" kavgasına tutuştular. Mahkeme başkanı, filmi bir an önce bitirmek istedikçe İmamoğlu'nun huzuru kaçıyordu. Neden acaba
Yolun sonundaki o ışık, üzerlerine doğru gelen bir trenin farı mıydı yoksa Çünkü artık tutuklu sanıkların ezberlenmiş ifadeleri bitti. Sıra, stüdyoya gelecek gerçek "itirafçılarda"... Korkunun ecele faydası yok ama algı yönetimine faydası çok! Baksanıza, Özgür Özel'den CHP'li hukukçulara kadar herkes ağız birliği etmişçesine aynı nakaratı söylüyor: "İtirafçılar tel tel dökülüyor..."
Ne dökülmesi Mahkeme salonunda hâkim huzuruna çıkıp da tükürdüğünü yalayan tek bir "gerçek" itirafçı yok! Özel "onlarca" diyerek sayıyı abarta dursun, yapay zekâya sorsanız o bile 7 kişiyi zor sayıyor. Üstelik o isimlerin çoğu, itirafçılıkları kabul görmeyen ve tutuklulukları devam eden, yani "önce niyetlenip sonra vazgeçen" tipler. Farklı olan tek isim Adem Soytekin'di, o da milim geri adım atmadı. Asıl bomba ne biliyor musunuz Dışarıda, adli tatil sonrasında mikrofon başına geçmek için sabırsızlanan tam 76 kişilik bir itirafçı ordusu bekliyor olması.
Ve bu isimler, etkin pişmanlıktan yararlanan öyle sıradan figürler değil; iddianameye göre İmamoğlu'nun "Organize Suç Örgütü"nün kilit isimleri. Mesela şu üç ismin fısıldayacakları bile bugüne kadar dinlediğimiz masalları yerle bir etmeye yeter:
İlk sırada da davanın en "mağduru(!)" rolüne bürünen işadamı Ali Nuhoğlu var. Mahkemede İBB dosyasındaki adrese teslim ihaleleri, iş yapmadan alınan paraları öyle bir anlattı ki, sanırsınız kendisi sürece sadece dışarıdan bakıp hayret eden bir iyilik meleği... Hele o Guinness Rekorlar Kitabı'na girecek trajikomik hikâyesi var ya: Boğaz'a nazır, piyasa değeri en az 50 milyon dolar olan 3 adet lüks villayı, İmamoğlu'nun şirketine güya 15 milyon"cuk" Türk Lirası'na satıvermiş. Bak sen şu ticaret dehasına, şu yardımseverliğe... Ama kazın ayağı öyle değil.
Bu hikâyede Ali Nuhoğlu da hiç öyle göründüğü gibi masum bir "kurban" falan değil. Sorulması gereken asıl soru şu: Piyasada kendi şirketleri güya "batık" durumda olan, resmen konkordato ilan etmiş bir işadamı, nasıl oluyor da devlet bankalarının kapısından onlarca milyarlık kredileri tereyağından kıl çeker gibi alabiliyor Dahası, finans dünyasının yanına bile yaklaşamadığı o batık şirketlere milyonlarca dolarlık teminat mektupları hangi gizli elin kudretin yardımıyla ve nasıl bir büyüyle tanzim ediliyordu