Cenâb-ı Hak, İslam dininde helaller ve haramlar arasında son derece hassas bir denge koymuştur. Bu denge sayesinde, dünyanın tüm coğrafyalarındaki insanlar İslam'ı kabullenip yaşamakta zorluk çekmemektedir. Ancak İslam'daki helal-haram dengesinin bazı mezhepler ve dinî oluşumlar tarafından iyi veya kötü niyetli yorumlarla zaman zaman bozulduğu görülmektedir. Peki Hikmetli Kitabımız bu konuda ne söyler
Mâide Suresi'nin 87. âyetinde meâlen şöyle buyurulur: "Ey iman edenler! Allah'ın size helal kılmış olduğu güzel ve iyi şeyleri haram kılmaya kalkışmayın ve haddinizi aşmayın! Allah hadlerini aşanları hiç sevmez."
Bazı insanlar, fıtraten dünya nimetlerinden el etek çekmeye meyilli olabilir. Bu tür insanlar, her dönemde her coğrafyada mevcuttur. Öteden beri dünyanın muhtelif bölgelerinde ve farklı zamanlarda yaşamış pek çok filozof ve din adamı, daha dindar ve ahlâklı bir yaşam sürmek için dünya nimetlerinden tamamen uzak durmak gerektiğini söylemiştir. Özellikle Hint kültüründe bu tür anlayışların çok yaygın olduğu görülmektedir.
Resûl-i Ekrem (sav) zamanında da bazı sahâbîler, dünya nimetlerinden tamamen el etek çekmek istemişlerdir. Hatta bunu, birbirlerini şahit tutarak hep birlikte yapmak isteyenler olmuştur. Kimisi cinsel hayatı kendisine yasaklamaya kimisi ömür boyu gündüzleri oruç tutmaya, geceleri teheccüt namazı kılmaya söz vermiştir. Bu durum Efendimiz'in (sav) kulağına gidince onlara nasihat ederek bu yaptıklarının doğru olmadığını, insanların en zâhidi olmasına rağmen cinsel hayatı kendisine yasaklamadığını, her gün oruç tutmadığını, gecenin tamamını da ibadetle geçirmediğini söyleyerek onları bu tavırlarından vazgeçirmiştir. Bu âyet sahâbîlerin bu tür meyilleri üzerine inmiştir.
Mezkûr âyetten şunu anlıyoruz: İslam'da kesin olarak haram olan bir şeyi bâtıl yorumlarla helal kılmaya kalkışmak ne kadar büyük bir vebal ise helal olan bir şeyi haram kılmaya kalkışmak da o kadar büyük bir vebaldir. Âyet, bunu yapmanın haddi aşmak olduğunu belirtir. Bunu yapan kişi dört açıdan haddini aşmış olur: 1. Dinde helal ve haram koyma yetkisi Allah Teâlâ'ya aittir. Kişi, bunu yapmaya kalkışırsa haddini aşmış olur. 2. Helaller ile haramlar arasında bir sınır vardır. Bu sınırı bozan kişi, haddini aşmıştır. 3. Helalleri haram kılan kişi başkalarını da etkiler, onların hayat kalitesini düşürür ve böylece haddini aşarak haklarına tecavüz etmiş olur. 4. Kendi hayatını tanzim ederken de helal-haram terazisinin dengesini bozmuş olur. Böylece kendisine haksızlık ederek haddini aşmış olur.
Eşyada asıl olan ibâhadır. Buna fıkıh terimi olarak "ibâha-i asliyye" denir. Yani Kur'an ve Sünnet'te yasaklandığına dair açık bir hüküm bulunmayan her şey mübahtır. Bir şeyin helal olduğunu değil haram olduğunu ispatlamak için nas gerekir. Böyle bir nas olmadığı sürece her şey helaldir. Zira Hak Teâlâ âlemdeki nimetleri kullarının istifade etmeleri için yaratmıştır fakat imtihan için bazılarını yasaklamıştır. Helal dairesi çok geniş, haram dairesi ise çok dardır. Onu genişletmeye çalışmak insanları mutlu olmaktan ve helal dairede zevk almaktan mahrum bırakmaktır ki çok büyük bir vebaldir. Zira bu tür sınırlamalar insan fıtratına aykırıdır, hayatı yaşanamaz kılacak derecede zorlaştırır. Bunun sonucu olarak insanlar dinden soğuyabilir hatta tamamen çıkabilir. Bu konuda herkes çok hassas ve dikkatli olmak mecburiyetindedir. Dinî hükümlerde indirim yapma hakkımız olmadığı gibi ona zam yapma hakkımız da yoktur.

4