Kur'an Günlüğü -5. cüz- Allah'ın verdiklerine razı olmak ve kimseye haset etmemek

İnsanoğlu, şu dünya hayatının fâniliğini pekâlâ biliyor ancak yine de onun nimetlerini bolca tatmak istiyor. Doğal olarak, çoğu zaman istediklerini ve beklediklerini elde edemiyor. Ayrıca ana-baba, aile bireyleri, cinsiyet, fizyolojik, psikolojik ve zeka yapısı gibi doğuştan her bir insana mahsus olarak verilen ve değiştirilmesi pek mümkün olmayan özellikler var. İnsan bazen hatta çoğu zaman kendisine verilen genetik özellikler ve sonrasındaki nimetleri başkalarınınki ile kıyaslayıp onlara göre çok daha düşük özelliklerin ve daha az nimetlerin kendisine verildiğini düşünebiliyor. İşte bu noktada iki büyük manevî ve psikolojik sorun ortaya çıkıyor: 1. Sahip olduklarıyla yetinememenin doğurduğu tatminsizlik ve huzursuzluk 2. Hırs ve haset.

Nisa Suresi'nin 32. âyeti bu sorunu ele alıp reçeteyi sunuyor. Meâlen şöyle buyuruluyor: "Allah'ın kiminize kiminizden daha fazla verdiği şeyleri boş yere arzulamayın! Erkeklerin de kazandıklarından nasibi vardır, kadınların da kazandıklarından nasibi vardır. Allah'ın lütfundan isteyin. Allah her şeyi çok iyi bilir."

Öyle anlaşılıyor ki bu âyet inmeden önce bazı hanımlar mirasta erkekler ile kadınlara verilen haklar konusunda tereddütler yaşamış, bunun sebebini ve hikmetini Efendimiz'e (sav) sorma gereği duymuşlardır. Ancak âyetin lafzında meseleyi bazı kimselerin sorusuna ya da tereddütlerine indirgeyen herhangi bir daraltıcı ifade yoktur. Sadece o dönemde yaşayan değil tüm zamanlarda yaşayacak olan insanların karşılaşabilecekleri bir soruna tamamen genel ve evrensel bir üslupla çözüm sunulmuştur. Kur'an'ın üslubu umumiyetle böyledir. İndiği dönemde yaşanan bazı hadiseler üzerine onu çözmek için bir âyet iner. Ancak âyetin lafzı o kadar genel kapsamlıdır ki her çağın insanına hitap eder.

Bu âyette tüm insanlığa şu mesajlar verilmiştir:

1. Ey insan! Seni yaratan Rabbin, sana doğuştan bazı genetik özellikler sonradan da bazı nimetler vermiştir. Bunlar, pek çok insanınkinden daha düşük ve az olabilir. Ama şayet verenin O olduğuna inanıyorsan, verilene de razı olmalısın. Zira O'na iman, O'ndan razı olmayı, O'ndan razı olmak da O'nun verdiklerine razı olmayı gerektirir.

2. Erkekler gibi kadınlar da hem maddî hem de manevî açıdan çalışıp çabalamalarının karşılığını ve hak ettiklerini alacaktır. Allah erkekleri kadınlara tercih etmemiştir, ayrımcılık yapmamıştır. Lâkin fizyolojik ve psikolojik yapılarının farklılıkları nedeniyle onlar hakkındaki bazı hükümler farklı olabilir. Bu farklılık, mutlak olarak üstün kılma olmadığı gibi eşitsizlik de değildir.

3. Ey insan! Eğer sana doğuştan ve sonradan verilenlerden, hâlinden ve yaşadıklarından memnun değilsen ve bir şeylerin değişmesini arzuluyorsan, bunun çaresi haset etmek değildir. Haset sana hiçbir şey kazandırmayacaktır. Bilakis haset eden, herkesten evvel kendine zarar verir. Hasedin en büyük mağduru, haset edenin kendisidir. Zira haset manevî bir hastalıktır. Hastalığın zararı ise hastayadır. Kalbinde bu hastalığa yer veren kişinin hasedi hiçbir zaman bitmez, sürekli haset edecek birilerini bulur. Böyle bir insanın mutlu ve huzurlu olması mümkün değildir. O hâlde, ey insan! İnsanlara haset etmek yerine Mevlâ'na münâcât et. İsteyeceksen O'ndan iste. O'ndan isterken de "Ya Rabbi şunları şunları ver!" deme. O, senin için en iyinin ne olduğunu senden iyi bilir. O'nun lütfu keremine tâlip ol, vereceklerine değil. O'nun lütfundan istemek aslında lütfunu istemektir. Kullara verilenlere haset etmek büyük bir günah ve ahlâkî düşüklüktür. Ama O'na yönelip O'ndan istemek kulluğun özüdür. O'nun lütfundan istemenin bizatihi kendisi büyük bir lütuftur. Bir hadiste buyurulur ki "Allah'ın lütfundan isteyin. Zira Allah, kendisinden istenilmesini sever. En büyük ibadet, bir sorun karşısında O'nun lütfunu beklemektir" (Tirmizî).