Âl-i İmrân Suresi'nin 133. âyetinde Rabbimizin mağfiretine nâil olmak ve yer ile gök kadar geniş olan cennete girmek için yarışırcasına koşmamız gerektiği bildirildikten sonra bu cennetin müttakîler için hazırlanmış olduğu ifade edilir. Sonrasındaki üç âyette de bu müttakîlerin şu vasıfları anlatılır:
1. Onlar hem bolluk zamanında hem de darlık zamanında Allah yolunda infak ederler.
4. cüzün ilk âyeti olan Âl-i İmrân Suresi'nin 92. âyetinde "Sevdiklerinizden vermedikçe erdemli olamazsınız." buyurularak infak etmek ile erdemli bir insan olmak arasında zorunlu bir ilişki olduğu bildirilmiştir. Bu âyette de müttakîlerin ilk vasfı olarak, bollukta da darlıkta da infak etmenin zikredilmesi dikkat çekicidir. Bolluk, onları şımartıp "ne oldum delisi" yapmaz, o bolluğu veren bir Rezzâk'ın olduğunu bilir, kendisine verilenlerin sahibi değil emanetçisi olduklarını idrâk ederler. Darlık da onları daraltıp Rablerine küstürmez. Bolluk gibi darlığın da imtihan olduğunu anlar ve zor zamanlarda bile vermenin peşinde olurlar. Demek ki cömertçe vermeden, bize emanet edilenlerden kolayca vazgeçmeden erdemli ve takvalı bir kul olmak mümkün değildir.
2. Öfkelerini yutarlar.
İnsan bazen kendisini çok rahatsız eden durumlarla karşılaştığında -haklı veya haksız yere- öfkelenebiliyor. Öfke, yerinde ve doğru kullanıldığında insanın yararına olan bir duygudur aslında. Burada mühim olan, öfkenin sonucunda insanlara ve eşyaya haksız yere zarar vermemek, incitmemek ve kırmamaktır. Âyetteki "Öfkelerini yutarlar." tabiri ne kadar hoştur! "Onlar öfkelenmezler." denilmiyor. Öyle denilmiş olsaydı öfkenin kendisi mutlak olarak yerilmiş olurdu. Ancak "öfkeyi yutmak" tabiriyle şu ifade edilmiş oluyor: Öfke, fıtrî bir duygudur. Yerinde ve dozu ayarlanarak kontrollü bir şekilde kullanılırsa faydalıdır ama kişiyi insanlara zarar verecek bir noktaya getirirse işte o zaman insan o öfkeyi yutmalıdır. Müttakî kimseler, öfkelerini kontrol edebilirler.
3. İnsanları affederler.
Hayatımızın muhtelif safhalarında pek çok kötü insanla karşılaşıp onların kötülüklerine maruz kalabiliyoruz. Bazen kısasa kısasın da gerektiği durumlar olabilir. Ama Hikmetli Kitabımız mümkün mertebe affedici olmamızı salık verir, "Affetmeniz takvaya daha yakındır." (Bakara 2/237) buyurur. Kısasta adalet vardır lâkin affetmek takvaya daha uygundur. Zikredilen bu üç haslet içinde belki de en zoru affedici olmaktır. Muhtemelen bu sebeple müttakîlerin bu özellikleri zikredildikten sonra "Allah muhsinleri sever." buyurularak bu vasfa sahip olanların "ihsan" derecesine yükseleceklerine işaret edilmiştir.
4. Kötü bir şey yaptıklarında hemen Allah'ı hatırlar ve bağışlanma dilerler.

5