Kur'an Günlüğü -28. cüz- Yahudi Nadîroğulları'nın Medine'den sürülmesi

Efendimiz (sav), hicretten kısa bir süre sonra Medine çevresindeki diğer Yahudi kabileleri gibi Nadîroğulları ile de "tarafsızlık anlaşması" yapmıştı. Buna göre Müslümanlar ile müşrikler arasında bir çatışma olursa Nadîroğulları tarafsız kalacaktı. Onlar, Uhud Savaşı'na kadar bu anlaşmaya uydular. Ancak Uhud Harbi'nden önce Ebu Süfyan'a Müslümanlar hakkında istihbarat bilgileri verdiler. Savaşın sonunda Müslümanların ciddi bir darbe almalarının ardından yaptıkları anlaşmaya ihanet ettiler ve Müslümanları tamamen ortadan kaldırmak üzere Mekkeli müşriklerle iş birliği yapmaya kalkıştılar. Birkaç defa da Efendimiz'e (sav) sinsice suikast tertip ettiler ancak başarılı olamadılar.

Bu ihanetlerini öğrenen Resûl-i Ekrem (sav) hicretin dördüncü yılında hiç beklemedikleri bir anda onları kuşatma altına aldı ve onlara iki seçenek sundu: Ya savaş ya da istedikleri mal ve mülklerini alıp Medine'den sürgün. Nadîroğulları ikinci şıkkı seçti ve on gün mühlet istedi. Bu on gün içinde Medine'deki münafıklarla gizlice görüşüp Müslümanlara tuzak hazırladılar. Silahlarını kuşanarak Müslümanlarla çatışma kararı aldılar. Müslümanlar Nadîroğulları'nı on beş gün kuşatma altında tuttular ama fiilî bir çatışma yaşanmadı. Yahudilerin beklediği destek münafıklardan gelmeyince teslim olmak zorunda kaldılar. Mallarını yanlarında götürmelerine izin verilerek sürgün edildiler. Büyük çoğunluğu Suriye tarafına, çok az bir kısmı Hayber'e göç ettiler.

Haşr Suresi'nin 2-17. âyetleri Nadîroğulları'nın sürgününü konu edinir. 2-3. âyetlerin meâli şöyledir: "Ehl-i Kitap'tan inkâr edenleri ilk sürgünde yurtlarından çıkaran O'dur. Hâlbuki siz, onların çıkarılacaklarına ihtimal vermemiştiniz. Onlar da kalelerinin, kendilerini Allah'tan koruyacağını sanmıştı. Lâkin Allah'ın azabı onlara hiç ummadıkları bir şekilde geliverdi. Allah, kalplerine korku saldı. Sonunda, evlerini hem kendi elleriyle hem de müminlerin elleriyle tahrip ediyorlardı. Şu hâlde ibret alın ey akıl sahipleri! (2) Şayet Allah onlar için sürgünü takdir etmemiş olsaydı onları yine bu dünyada bir şekilde mutlaka cezalandıracaktı. Ahirette ise onları cehennem azabı beklemektedir." (3)

Bu âyetler üzerinde tefekkür ettiğimizde özetle şunları söyleyebiliriz:

1. Kâinattaki her şey Hak Teâlâ'nın isimlerinin tecellilerinden ibarettir. Zahirde, Yahudileri Medine'den süren, Müslümanlardır. Ancak bâtında/hakikatte Allah'tır. Bir önceki âyetin sonunda O'nun "Azîz ve Hâkîm" isimleri zikredilmiştir. Demek ki bu sürgün O'nun Azîz ve Hakîm isimlerinin tecellisidir.

2. "İlk sürgün" diye çevirdiğimiz "evvelü'l-haşr" ifadesi çeşitli manalara gelir. "Haşr" kelimesini "sürgün" manasında alırsak, bu ifade şu manaya gelir: Bu, Yahudiler'in Arap Yarımadası'ndan ilk sürgünüdür, bunu sonraki sürgünler takip edecektir. Nitekim Hz. Ömer Hayber'de kalan Yahudileri Şam'a sürmüştür. "Haşr" kelimesini "toplanma" manasında alırsak, bu ifade şu manaya gelir: 1. "İlk mahşer": Yahudilerin hem savaş hem de sürgün için toplanmaları, kıyamet sonrasındaki mahşerin küçük bir örneği gibidir. 2. "İlk savaş": Bu, Hz. Peygamber'in (sav) Yahudilere ilan ettiği ilk savaştır. Her ne kadar fiilî savaş olmamışsa da iki taraf da savaş için toplanmıştır. "İlk (evvel)" kelimesiyle şu mana vurgulanır: Savaş için daha ilk toplanmalarında Allah onları başarısız kılmış ve sürgüne mahkum etmiştir.