Kur'an Günlüğü -26. cüz- Hucurât Suresi

Medine'de inen ve 18 âyetten oluşan Hucurât Suresi, özellikle edep konusunda müminlere çok önemli öğütler içerir. Onun, günümüz insanına öğütlerini ve mesajlarını şöyle özetleyebiliriz:

Mümin, Allah'ın ve Resûlü'nün önüne geçmeme hususunda dikkatli olmalıdır. İman, ciddi bir iştir. Mümin, imanını ciddiye almalı ve onun gereğini her alanda yerine getirmeye çalışmalıdır. Eğer bir konuda Allah'ın ve Resûlü'nün hükmü, emri veya öğüdü varsa o konuda kendi düşüncesini öne çıkarmamalıdır. Bu hem imanın hem de edebin gereğidir (1. âyet).

Mümin, Resûl-i Ekrem'in (sav) adı anıldığında sesini kısmalı, sahih bir senedle aktarılan mübarek bir hadisiyle karşılaştığında onu saygıyla dinlemelidir. Tasavvuf kültüründe, salatü selam getirilirken "Muhammed" isminin edeben kısık sesle okunması, bu âyetin güzel bir tatbikidir (2. âyet).

Resûl-i Ekrem'in (sav) adı anıldığında sesini kısanlar, Hak Teâlâ'nın has kullarıdır. O sebeple onların sınavı da seviyelerine göredir; kalpleri takva için sınanır. "Kalplerinin takva için sınanması" şu anlamlara gelir: 1. Allah, onların kalplerindeki takva ortaya çıksın diye Cenâb-ı Peygamber (sav) hakkındaki saygı ve edeplerini görmek ister. Buradan çıkan sonuç şudur: Takvanın göstergelerinden biri, Efendimiz'e (sav) karşı saygılı ve edepli olmaktır. 2. Allah, onların kalplerindeki takva daha da güçlensin, takva bilinci kalplerinde daha iyi yerleşsin diye onları böyle bir imtihandan geçirir. Buradan çıkan sonuç şudur: Fahr-i kâinata (sav) karşı saygılı ve edepli olmak, takva bilincini güçlendirir (3. âyet).

Hz. Peygamber'den (sav), onun sünnetinden ve hadislerinden bahsederken edepli bir dil kullanmayanlar, densizdir. Onlar Hz. Peygamber'le (sav) alakalı düşüncelerinde hakikat kendileri için ortaya çıkıncaya kadar sabredip saygılı ve nezaketli bir tavır sergileseler daha iyi olur (4-5. âyet).

Bir fasık bir haber paylaştığında duyarlı müminin görevi, o haberin doğruluğunu araştırmaktır. Zira sözün ve haberin doğruluğu, onu söyleyenin doğruluğuna bağlıdır (6. âyet).

Resûl-i Ekrem (sav), iki cihetten kıyamete kadar gelecek tüm müminlerin arasındadır. 1. Ruhaniyetiyle müminlerin arasındadır. Dolayısıyla müminin, Peygamber'e rabıtası çok güçlü olmalı, bu sayede kendisini onun huzurunda gibi hissetmelidir. Bir iş yaparken, "Şu anda Resûl-i Ekrem (sav) ruhaniyetiyle beni görüyor olabilir." diye düşünerek hareket etmelidir (Tabi ki tevhide halel getirmeden ve el-Basîr'in Allah olduğunu göz ardı etmeden). 2. O, siretiyle ve sünnetiyle müminlerin arasındadır. Onun yaşantısı ve sözleri en ince ayrıntılarıyla kaydedilmiştir. Bunlara ilaveten, "İyi bilin ki Resûlullah aranızdadır (beynekum)" değil de "İyi bilin ki Resûlullah içinizdedir (fîkum)" buyurulmasından hareketle "işaret" kabilinden şu manalar çıkarılabilir: 1. Onun sevgisi içinizdedir. İçinizdeki o sevgi ışığını uyandırın. Dindarlığınızı ona olan sevginizin ışığıyla şekillendirin. 2. Hepinizin içinde "Nûr-i Muhammedî"den bir parça ve nasip vardır (7. âyet).