Kur'an Günlüğü -24. cüz- "Rabbim Allah'tır!" deyip istikamet üzere olabilmek: İman ve ahlâkın zorunlu birlikteliği

Fussilet Suresi'nin 30. âyet-i kerîmesinde meâlen şöyle buyurulur: "Haberiniz olsun ki 'Rabbim Allah'tır!' deyip istikamet üzere olanların üzerine şöyle melekler iner: 'Endişe etmeyin ve üzülmeyin! Size vadedilen cennetle neşelenin!'"

Bu mübarek âyetten şunları anlıyoruz: Müslüman hem iç âleminde tüm samimiyetiyle hem de insanların huzurunda net ve gür bir şekilde "Benim Rabbim Allah'tır! Ben, sahipsiz ve başıboş bir varlık değilim. Benim bir Sahibim, bir Rabbim var! O'na elimden geldiğince kulluk etmeye çalışıyorum." diyen kimsedir. Sonrasında da bu imanını hayatının tamamına yansıtır. Peki, iman hayata nasıl yansır Âyet diyor ki: İman, hayata istikamet olarak yansır/yansımalıdır. İstikamet; dosdoğru, dürüst ve düzgün olmaktır. Demek ki hakiki iman; kişinin inancında, düşünce ve duygularında doğruluk, dürüstlük ve netlik olarak yansır. İnsanın düşünce ve duygularına, varacağı menzili ve hedefi gösterip istikamet verir; o istikamet doğrultusunda sapmadan ve savrulmadan "sırât-ı müstakîm" üzere dosdoğru bir hayat yolculuğu yapmasını sağlar.

Demek ki iman istikameti doğurur; istikameti olmayanın imanında sorun vardır. Burada "istikamet" mutlak olarak kullanıldığı için her alanı kapsar. Mümin; inancında, düşüncelerinde ve duygularında istikametli olmalıdır. İstikametli bir mümin inancında nettir, şüphesi yoktur; düşüncesinde nettir, karışıklık yoktur; duygularında nettir, gel-gitler yoktur; ahlâkında nettir, savrulma yoktur. Ahlâksız bir iman, hakiki iman değildir. Zira istikametli olmak, ahlâklı olmak demektir. "İnsan iman etsin de ne halt işlerse işlesin sonunda cennete girer." anlayışı çok sorunludur.

Hikmetli Kitabımız, istikametli olmayı o kadar önemser ki Hak Teâlâ'nın bile istikamet üzere olduğunu söyler. Meâlen şöyle buyurulur: "De ki Benim Rabbim sırât-ı müstakîm üzeredir" (Hûd11/56). Muazzam bir anlam derinliği olan bu âyette Rabbimizin doğruluk, hak ve adaletten yana olduğu; emir ve tavsiyelerinin insanı doğruluğa götüreceği vurgulanmıştır. Burada verilen mesaj şudur: 1. Sizin Rabbiniz bile istikamet üzeredir. O hâlde O'nun ahlâkıyla ahlâklanmaya çalışın ve istikametli bir hayat yaşayın. 2. Rabbinize giden yol, sırât-ı müstakimden geçer. O'nu arayan, O'na varmak isteyen sırât-ı müstakîm üzere yol yürümelidir.

Sıkça okuduğumuz Fâtiha Suresi'nde "sırât-ı müstakîm" üzere olmak için dua etmemizle ve "Emrolunduğun gibi istikamet üzere ol!" (Hûd 11/112) gibi pek çok âyetle Kur'ân-ı Hakîm, aklını ve kalbini vahiyle inşa etmek isteyen insana istikametli bir hayat yaşamayı öğütler. Cenâb-ı Peygamber (sav) de pek çok hadisinde istikametli olmaya vurgu yapar. Mesela kendisinden tavsiye isteyen birine "'Allah'a iman ettim' de! Sonra da istikamet üzere ol!" buyurmuştur (Müslim).

"İmanlı ve istikametli bir hayat neyi doğurur" sorusuna âyet şöyle cevap veriyor: Kaygısız ve üzüntüsüz bir hayatı. Böylece kişi, adeta cennete daha dünyadayken girmiş olur. Âyette meleklerin onların üzerine devamlı bir şekilde ineceği ve onlara "Endişelenmeyin ve üzülmeyin! Cennetle neşelenin!" şeklinde bir telkinin yapılacağı söyleniyor. Dikkat edilirse "Melekler onlara şöyle der" değil "şöyle iner" buyuruluyor. Buradaki nükte -Allahu a'lem- şu olabilir: Onların üzerine meleklerin inmesi, onlardan kaygı ve üzüntünün kalkması ve böylece cennet hayatını bu dünyada yaşamaya başlamaları demektir. Onların "cennette yaşarcasına" huzurlu bir hayat yaşamaları, meleklerin onların üzerine inmeleri şeklinde ifade edilmiş gibi görünüyor ve böylece "cennette gibi huzurlu bir hayat" yaşamalarına vurgu yapılıyor. Nitekim Kur'an imanlı ve ahlâklı bir hayatın bu dünyada cennetteki gibi huzur getireceğini, imansız bir hayatın da daha bu dünyada kişiyi cehennemdeki gibi rahatsız edeceğini söyler (Nahl 16/97, Tâhâ 20/124). Efendimiz (sav) de zikir meclislerinin dünyadaki cennet bahçeleri olduğunu ifade buyurmuştur. Şu hâlde cennet de cehennem de aslında bu dünyada başlar. Nitekim Fussilet Suresi'nin 30. âyetinden hemen sonraki âyette meleklerin iman ve istikamet sahibi kimselere "Biz dünyada da ahirette de sizin dostunuzuz/evliyânızız." telkininde bulundukları ifade edilir. Elmalılı'nın da ifade ettiği gibi meleklerin bu telkini ahirette yapacağı gibi dünyada da yaptığı anlaşılıyor. Bu dünyada meleklerle dost olan kişi, daha bu dünyada cennete girmiş demektir.