Âlimlerin ekseriyetine göre Alak Suresi'nin ilk beş âyetinden sonra ilk inen sure, Kalem Suresi'dir. Yalnız burada surenin tamamı değil ilk yedi âyeti kastedilmiş olmalıdır. Zira sonraki âyetlerin, Hz. Peygamber'i (sav) inkârın yayıldığı bir dönemde indiği anlaşılmaktadır. Bu yazımızda Kalem Suresi'nin ilk dört âyetini anlamaya çalışalım.
"Nûn! Kalem ve (yazanların) yazdıkları şahittir ki, (1) Sen, Rabbinin lütfu sayesinde asla deli değilsin. (2) Şüphesiz senin için bitimsiz bir ödül vardır. (3) Sen hakikaten çok yüksek bir ahlâk üzeresin. (4)"
İlk inen vahiy "Oku!" emriyle başlar, devamındaki âyetlerde ikişer defa "kalem" ve "öğretmek", bir defa da "öğrenmek" kelimeleri geçer. Ondan sonra gelen ikinci vahyin de yine "kalem"e yemin ile başlaması çok anlamlıdır. Bu, vahyin ilme, bilmeye, öğrenmeye, öğreticiye ve öğretim vasıtalarına ne kadar önem verdiğini çok açık bir şekilde göstermektedir.
Vahyin nüzul sürecinde hurûfu mukattaanın ilk kullanıldığı âyet, "Nûn" ile başlayan Kalem Suresi'nin ilk âyetidir. Hurufu mukatta içinde ilk kullanılan harfin "nûn" olmasının -bize açıklanmamış olsa da- bir hikmeti olmalıdır. "İşarî (çağrışımlı) yorum" kabilinden "nûn"a dair şunlar söylenebilir: Burada, "elif lâm mîm" gibi birkaç harf değil tek harf kullanılmıştır. Bunda, Kur'an'ın başından sonuna kadar en çok dikkat çektiği konu olan tevhid ve vahdete bir işaret sezilir. Öte yandan nübüvvet, nebi, nüzûl kelimelerinin ilk; Kur'an, teskin, kevn ve kün kelimelerinin son harfi "nûn"dur. Bundan da şöyle bir mana çıkabilir: "Ey Nebi! Bu Kur'an, kevnin (varlığın) sahibi olan Allah'tan, "kün" emri ile ruhunu teskîn etmek üzere sana nâzil olmuştur." Ayrıca "nefs" kelimesinin ilk harfi de "nûn"dur. Bu da vahyin nefs-i küllî ile nefs-i cüzî arasında bir iletişim olduğunu çağrıştırır. Yine "nûn"un, nûn ile biten 'el-emîn' sıfatını çağrıştırdığı da söylenebilir. O zaman şöyle bir zımnî mana anlaşılabilir: "Sen, peygamber olmadan önce güzel ahlâkın sayesinde 'emîn' sıfatına layık görülmüş bir insansın. Senin ahlâkına tüm Mekke şahittir."
Bu âyetlerde asıl vurgu, Efendimiz'in (sav) ahlâkının yüceliğidir. Yani nûn ile başlanıp kaleme yemin edilmesinin amacı, onun ahlâkının yüceliğini vurgulamaktır. Bir şeyin üzerine yemin etmek, onu şahit tutmak demektir. O sebeple 1. âyeti "Kalem ve (yazanların) yazdıkları şahittir ki" diye çevirdik. Peki burada sözü edilen "kalem" nedir, yazanlar kimdir ve bu ifadeyle anlatılmak istenen nedir "Kalem"den maksat şunlar olabilir: 1. Hadislerde Allah'ın ilk yarattığı şey olarak zikredilen kalem. O zaman bu kalemden maksat, Hak Teâlâ'nın ezelî ilmiyle her şeyi yazmış/takdir etmiş olmasıdır. O takdirde vurgu şöyle olur: "Allah'ın ezelî ilmiyle yazdığı kader kitabı, senin ahlâkının yüceliğinin en büyük şahididir. Sen, o kitapta 'en yüce ahlâklı insan' olarak yazıldın." 2. Fıtrat kalemi. O zaman vurgu şöyle olur: "İnsanların ahlâkî yapısını belirleyen fıtrat kalemi şahittir ki senin ahlâkın çok yüksektir." Her iki manaya göre "yazanlar" melekler, yazdıkları şey de kader ya da fıtrat kitabı olur. 3. Kur'an'ın yazılması için kullanılan kalem. O zaman vurgu şöyle olur: "Vahiy kâtiplerinin yazdıkları Kur'an, senin ne kadar yüksek bir ahlâka sahip olduğunun şahididir." 4. Müminlerin kalemi. O takdirde vurgu şöyle olur: "Kıyamete kadar müminlerin yazacağı şeyler, senin ahlâkının yüceliğine şahitlik edecektir." 5. Dünyada yazı aleti olarak kullanılan kalem. O zaman vurgu şöyle olur: "Senin aleyhinde kullanılan kalemler dahil bütün kalemler, hakikatte senin ahlâkına şahittir. Senin aleyhinde yazılanlar, lehinde yazılanlara galip gelemeyecektir. Olumlusu ve olumsuzuyla senin hakkında yazılanların toplamı, ahlâkının yüceliğinin şahidi olacaktır."

3