Kur'an Günlüğü -18. cüz- Müslümanların müzmin hastalığı: Tefrika

Kur'ân-ı Kerîm'de Ehl-i Kitap (Yahudiler ve Hristiyanlar) hakkında pek çok bilgi yer alır. Peygamberlerine karşı tutumları, dinlerini nasıl tahrif ettikleri, itikâdî açıdan ne tür sapmalar yaşadıkları anlatılır. Acaba bunlar niçin ve kim için anlatılır Şurası muhakkak ki Kur'an'ın öncelikli muhatapları, Ehl-i Kitab değil Ehl-i Kur'an yani Müslümanlardır. Zira ondan öğüt almak için ona inanmak gerekir. Dolayısıyla Hikmetli Kitabımızın Ehl-i Kitab'a dair verdiği bilgiler aslında Ehl-i Kur'an'ın ders alması içindir.

Kur'an'a göre Ehl-i Kitab'ın düştüğü hatalardan biri, dinin yorumunda lüzumsuz ihtilaflara düşerek çok sayıda mezhep ve fırkalara ayrılmaktır. Pek çok âyette bu ihtilaf ve tefrikanın sebebinin "bağy" olduğu bildirilir. Müfessirlere göre "bağy"den maksat, dünya menfaati elde etmek, makam mevki sahibi olmak ve elde ettiği gücü azgınca kullanmaktır. Yani Ehl-i Kitap din adamlarının dinde farklı yorumlar ortaya koyup mezhep ve cemaat kurmaları salt yorum farkına dayalı masum bir şey değildir. Bilakis bunu güç ve menfaat elde etmek için yapmışlardır. Peki, Kur'an bunu kimin için anlatıyor dersiniz Elbette Müslümanlar için. Nitekim şu âyet bunu açıkça söyler: "(Ey Müslümanlar!) Kendilerine apaçık âyetler geldikten sonra fırkalara ayrılıp ihtilafa düşenler gibi olmayın!" (Âl-i İmrân 3/105).

Müminûn Suresi'nin 53. âyeti de bu konuya temas eder. Meâlen şöyle buyurulur: "Onlar dinlerini paramparça edip farklı farklı kitaplara böldüler. Her bir grup kendi din anlayışıyla övünür." Devamında da onlara verilen dünyevî imkânların, Allah'ın onlara lütuf ve ikramı olmadığı ama onların bunun farkına varamadığı söylenir.

Bu âyet sadece Yahudi ve Hristiyanları mı anlatıyor Müslümanlar da dinlerini paramparça edip fırkalara ayrılmadılar mı maalesef Asr-ı saadette hiçbir mezhep, cemaat ve tarikat yoktu. Lâkin zamanla onlarca, yüzlerce hatta binlerce irili ufaklı dinî grup zuhur etti. Bunların bazısını anlamak mümkün. Bir kısmının ortaya çıkması tamamen insânî ve sosyolojik nedenlere bağlıdır ve son derece doğal bir sürecin sonucudur. Ancak çoğu ya siyasî ya ticarî menfaat sebebiyle ortaya çıkmıştır maalesef. Geçmişten günümüze İslam dünyasının en büyük sorunu, mezhepler ve cemaatler arasındaki tefrikadır. Bunu körükleyenler de bizzat bunların başındaki sözde din adamlarıdır. İslam düşmanlarının en büyük avantajı Müslümanların bölünmüşlüğüdür. Her seferinde bu bölünmüşlüğü sinsice kullanarak Müslümanları güçsüzleştirmeye çalışmışlardır.

Geçmişe gitmeye gerek yok. Günümüzü düşünelim. Şayet Müslümanlar arasında sünnîlik-şiîlik ayrışması bu kadar ileri boyutta olmasaydı dün Irak ve Suriye, bugün de İran bu hâle düşer miydi Emperyalist güçler bazen sünnîleri şiîlere bazen de şiîleri sünnîlere karşı kışkırtıp kendi safına çekmeyi çok iyi beceriyor. Sonuçta kim kazanıyor, kim kaybediyor İslam ve insanlık düşmanı emperyalistler kazanıyor; sünnîler de şiîler de kaybediyor.

Dün, şiîler Suriye'de Yezid'in intikamını alırcasına masum Suriyeli sünnîleri öldürüyordu. Fetvasını da sözde "âyetullah" lakaplı şiî mollalar veriyordu. Bugün İran'ın, dün gözünü kırpmadan kestiği sünnîlerden destek istemeye yüzü var mı Bendenizin nazarında sünnîlik, sıradan bir mezhep değildir, İslam'ın ana caddesidir. Ancak mezhepçilik gözlüğünü çıkararak büyük resme baktığımızda şunu görüyoruz: Sünnîsiyle şiîisiyle, selefîsiyle sûfîsiyle kaybeden Müslümanlardır, İslam dünyasıdır. Kazanan ise emperyalist güçlerdir, zalimlerdir. Birbirleriyle savaşan Müslümanlar gafil, hangi mezhepten olursa olsun bir Müslüman öldürülürken sevinen Müslüman da cahildir. Çare, ilmî ihtilafları "doğal yorum farklılıkları", siyasî ihtilafları da "kardeşler arasındaki ihtilaflar" olarak görmektir; mezhepçilik, cemaatçilik, tarikatçılık, hizipçilik taassubundan kurtulup ümmet bilincini kuşanmaktır; emperyalist güçlerin tüm Müslümanların hatta tüm insanlığın ortak düşmanı olduğunun farkına varmaktır.