Bu yazımızda Hicr Suresi'nin 2-5. âyetlerini düşünüp anlamaya çalışacağız.
"Gün olur inkâr edenler 'Keşke Müslüman olsaydık!' derler" (2)İnkâr edenlerin ölüm esnasında, berzah hayatında, kıyamet sonrasında ve amel defterleri ortaya konulduğunda "Keşke Müslüman olsaydık!" diyecekleri muhakkaktır. Ancak onların bu pişmanlığı dünya hayatındayken de zaman zaman yaşamaları mümkündür. Zira hayatın zorlukları karşısında imanın insana sağlayacağı teselli, güven ve huzuru hiçbir şey sağlayamaz. Allah her manada "sonsuz" bir şekilde "En Büyük" olduğuna göre O'na inanmak en büyük inanç, O'na güvenmek en büyük güven, O'nu hissetmek en büyük his, O'nu sevmek en büyük sevgi ve O'nunla huzur bulmak en büyük huzurdur. Allah ile bağ kuran sonsuzluk ile bağ kurmuştur. Sonsuzluk, sınırsızlıktır. Böyle bir bağ, kişiye sınırsız bir enerji verir; sonluluğunu sonsuzluk ufkunda unutturur. Sonsuzluk ile bağ kuran kişi, kendisini sonsuzluğun bir parçası olarak görür. İman eden kişi, sonsuzlukla bağ kurduğu için sonlu olan her şey onun gözünde küçük görünür. Bu, insan için ne muazzam bir nimet ve fırsattır! Aslında her insanda iman edebilme potansiyeli vardır. Bundan yaralanamayan insan, bu potansiyelini kullanmamakla neleri kaybettiğinin farkına zaman zaman varabilir. İşte o zamanlarda hem müminlerin yaşadıklarına bakıp imrenir hem de kendi kaybına üzülür ve "Ah keşke ben de Müslüman olsaydım! Keşke ben de hayata ve varlığa iman dürbünüyle bakabilseydim!" der.
"Bırak onları yesinler, eğlensinler ve boş emellerin peşinde oyalanıp dursunlar. Pek yakında gerçeği görecekler." (3)İnkâr eden kişi nankördür, kendisine verilen nimetlere kördür. Hayattaki en büyük nimetin Yaratıcı'ya inanmak olduğunu göremez. Dünyanın geçici eğlenceleri içinde debelenip durur. Koca bir ömrü, birazı yarım yamalak gerçekleşecek, ama çoğu asla gerçekleşmeyecek olan emellerin peşinde beyhude yere geçirir, amelleri heba olur gider. Hâlbuki emeli Allah olanın, ameli salih olur. Ameli salih olanın ise emeği boşa gitmez.
Arzularını yönetemeyip arzuları tarafından yönetilen insan, emellerinin peşinden sürüklenip gider. Arzularının esiri olan kişinin emelleri sürekli artar. Emel artınca elem de artar. Zira elde edilenler, beklentilerin çok altında kalır.
Tâlib-i hevâ olanın ameli hebâ olur. Tâlib-i Allah olanda huzur peydâ olur. Emeli dünya olanın eğlencesi boş; emeli Allah olanın eğlencesi hoş olur. Mısrî'nin dediği gibi "Hakk'ı seven aşıkların eğlencesi tevhid olur."
İnsan bu dünyada hakikati tüm çıplaklığıyla göremez. Ama dünya hayatı sona erip madde perdesi kalktığında herkes hakikati görecektir. Marifet, hakikati perde kalkmadan bu dünyada iken görebilmektir.
"Biz hiçbir şehri, belirlenmiş bir yazgısı olmadan helak etmedik. Hiçbir millet, ecelini ne öne alabilir ne de erteleyebilir." (4-5)
4