Kur'an Günlüğü -30. cüz- İhlâs Suresi: O'na has kılınan sure

Kur'ân-ı Kerîm'de yalnızca Hak Teâlâ'dan bahseden tek sure İhlâs Suresi'dir. Bu sure, çok özlü ama özlü olduğu kadar da derin bir şekilde O'nu bize tanıtır. Bu sebeple ona "İhlâs" adı verilmiştir. Ona bu adın verilmesi, yalnızca Allah'tan bahsetmesi, hâlis bir ehadiyetten, arı duru bir tevhid inancından bahsetmesi sebebiyledir.

Kur'an'da bazı âyetlerin başında "De ki! (kul)" emri yer alır. Bununla şu vurgulanır: "Bu söylenecek olanlar, bir şaire gelen ilhamın veya bir bilgenin aklının eseri değil Rabbülâlemîn'in sözleridir; bir insana ait değildir." Ayrıca Felak ve Nâs Surelerinde olduğu gibi "De ki! (kul)" emri ile başlayan âyetlerin sözlerinde ayrı bir manevî tesirin olduğuna, bu sebeple bunlara hususi bir ihtimam gösterilmesi gerektiğine de işarettir.

İlk âyette üç kelime geçer: O (Huve), Allah ve Ehad. Bu, iki şekilde çevrilebilir: 1. O; Allah'tır, Ehaddir. 2. O Allah, Ehaddir. Burada tevhidin mertebelerine işaret vardır. Kimi "O" diyerek, kimi "O, Allah'tır" diyerek kimi de "O Allah, Ehaddir." diyerek tevhidi anlar ve öyle tevhid eder. Kimi için "O" zamiri yeterlidir, kimi buna ism-i celâli kimi de ism-i celâlin yanına bir ismi daha ilave ederek tevhid eder. Kimi tevhidden, fiilleri tevhid etmeyi kimi sıfatları kimi de zatı tevhid etmeyi anlar. Ortalama bir muvahhid, O'nu tevhid etmek için "Allah" ism-i celâli ile birlikte diğer isimlere de ihtiyaç duyar, O'nu ancak öyle bilebilir ve tevhid edebilir. Tevhidde biraz derinleşenler için "Allah" ismi O'nu bilmeye ve tevhid etmeye kâfidir. Tevhid denizinin derinlerindeki ârifler içinse O'nu tevhid için "Hu (O)" zamirinden başka bir şeye gerek yoktur. Zira onlar, varlık âleminde O'ndan başka bir hakikatin olmadığını müşâhede ile tecrübe etmişlerdir. O'ndan başka bir hakikat göremedikleri için "Hu (O)" zamiri yalnızca O'na işaret eder.

"Ehad" ismi "tek" demektir. Hak Teâlâ için "türdeşi olmayan, zâtında ve sıfatlarında eşi, benzeri olmayan tek varlık" manasına gelir. O'nun zâtı vardır ama başka zatlara benzemez; isimleri vardır ama başkalarının isimlerine benzemez, fiilleri vardır ama başkalarının fiillerine benzemez. Ârifler O'nun ehadiyyetinden, O'nun varlığının yegâne hakiki varlık olduğunu, O'ndan başka hakiki anlamıyla "varlık" sıfatını almayı hak eden bir şey olmadığını anlar.

"Samed" her şeyin kendisine yöneldiği ve muhtaç olduğu ama kendisinin hiçbir şeye muhtaç olmadığı "efendi" anlamındadır. Her şeyin O'na muhtaçlığını, O'nun hiçbir şeye muhtaç olmadığını ifade eder.

O'nun doğmamış ve doğurulmamış olması, başta Hristiyanların "Baba-oğul-kutsal ruh" üçlemesine reddiye olduğu gibi Allah ile yaratılmışlar arasında parça-bütün, ittihad (birleşme) ve hulûl (Allah'ın bir varlığa girmesi ve O'nda surete bürünmesi) gibi bir ilişkinin olamayacağını ifade eder. Ayrıca O'nun ezelî ve ebedî oluşuna da vurgu yapar. O, ezelden ebede Ehad ve Samed'dir. Cenâb-ı Peygamber (sav) "Başlangıçta ne vardı" şeklindeki bir soruyu şöyle cevaplamıştır: "Allah vardı, başka hiçbir şey yoktu." (Buhârî) Ârifler, bu cümleye "O, şu anda da öyledir." ifadesini açıklayıcı bir ilave olarak eklemişlerdir. Bundan kasıtları şudur: "Şu anda da 'hakiki varlık' anlamında O tektir; Hakikatte O'ndan başka bir şey yoktur."