Ehl-i Sünnet'in büyük imtihanı (2)

Sünnîlik bir mezhep değil, Müslümanların %90'ının benimsediği İslam'ın ana yoludur—peki bu savunma, çoğunluğun azınlıklar üzerinde meşru bir üstünlüğü olmadığını mı göz ardı ediyor?

Mahmut Ay
Bugün
6
Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, istatistikî verilerle Sünnîliğin diğer dinlerdeki mezheplerden farklı olarak İslam'ın temel çatısı olduğunu ve bu nedenle Sünnîlerin azınlık mezheplere "büyük abi" gibi davranması gerektiğini savunuyor. Bu iddiayı İran-ABD krizi sırasında Sünnî ülkelerin mazlum İran'ın yanında yer almış olmasından hareketle meşrulaştırıyor. Ancak sayısal çoğunluğun kendisini "ana yol" olarak tanımlaması, mezhepî ihtilafların asıl nedenini—siyasî ve ideolojik çekişmeleri—gizlemekle ilgili değil midir?

Çoğu kimsenin gözünden kaçan bir gerçeğe dikkatinizi çekmek isterim. Dünya genelinde yaygın dinlere ait mezheplerin, kendi dinlerindeki nüfus oranlarına baktığımızda şöyle bir tablo ile karşılaşıyoruz: Hristiyanların yaklaşık %48-50'si Katolik, %35-40'ı Protestan, %10-12'si Ortodoks, %2-3'ü de diğer mezheplere mensup. Yahudilerin yaklaşık %40'ı Reformist, %20'si Muhafazakâr, %15'i Ortodoks, %2'si Rekonstrüksiyonist. Geri kalan yaklaşık %25 de herhangi bir mezhebe aidiyet hissetmeyen Yahudilerden oluşuyor. Budistlerin yaklaşık %35-40'ı Theravada, %50-55'i Mahayana, %10'u da Vajrayana mezhebine mensup. İslam'a gelince, dünya genelinde Müslümanların yaklaşık %88-90'ı Sünnî, %10-12'si Şiî'dir, %1-2'si de muhtelif mezheplere mensuptur. Bu tablo, bize çok önemli bir şey söylüyor. Diğer dinlerde oran olarak belirli bir mezhebin ağırlığı söz konusu değildir. Mesela Hristiyanlığın yarısına yakını Katolik'tir ama Protestanların oranı da Katoliklere çok yakındır (yaklaşık %40). İslam'da ise Sünnîlik çok açık farkla en yaygın mezheptir. Sünnîlik içindeki Hanefîlik, Şâfiîlik, Mâlikîlik ve Hanbelîlik gibi fıkhî mezheplerin (özellikle ilk üçünün) itikadî görüşleri birbirine çok yakın olduğu için İslam anlayışlarında ciddi bir farklılık yoktur. Mezkûr dinlerdeki mezhep farklılıkları itikadî farklılıklar olduğu için önemli farklılıklardır ve bizdeki Sünnî-Şiî ayrışmasına tekabül eder.

Bir hususa daha işaret etmek isteriz: Mezkûr dinlerde, tarih içinde mezheplerin oranlarında belirgin değişiklikler dikkat çeker ancak İslam tarihinde mezheplerin oransal dağılımında önemli bir farklılık olmamıştır. Bir başka ifadeyle, tarih boyunca Müslümanlar, kahir ekseriyetle Ehl-i Sünnet inancını benimsemişlerdir. Sünnîler, siyaseten de çok daha etkili ve güçlü olmuştur. Nüfuz alanı sınırlı olan Fâtımîler, Safevîler ve Kaçarlar (son ikisi Türk asıllı) dışında ciddi bir Şiî devleti kurulmamıştır. Asya, Balkanlar ve Kuzey Afrika'daki ihtida/İslamlaşma faaliyetleri de Sünnîler tarafından gerçekleştirilmiştir. Şiîlerin, Müslüman olmayan milletlere İslam'ı tebliğ edip onların Müslümanlaşmasında önemli bir katkıları görülmemektedir.

Bu tablo, bize şu iki sonuca ulaşma imkânı sunar: 1. Sünnîlik, mezhepten öte bir şeydir. Tarihte ve günümüzde "İslam" denince "Sünnîlik", "Müslümanlar" denince "Sünnîler" akla gelir. 2. Sünnîliğin hem sayısal üstünlük hem de özgül ağırlık itibarıyla açık bir farkla hâkim güç olması, aslında İslam ve Müslümanlar açısından büyük bir avantajdır. Zira diğer dinlerdekinin aksine İslam'da mezhep açısından ciddi bölünmüşlükler yoktur. Mezhebî açıdan az bir bölünmüşlük olmasına rağmen Müslümanlar arasında siyasî açıdan maalesef çok ciddi bölünmüşlükler yaşanmıştır. Zaten tüm dünya genelinde devletler arasındaki kavgaların temel sebebi, dinî ve mezhebî olmaktan ziyade siyasîdir.

Mademki Sünnîlik, Müslümanların kahir ekseriyetinin benimsediği bir mezheptir; Sünnîler kendilerini sıradan bir mezhebin mensubu olarak görmemelidir. Sünnîlik, mezheplerden bir mezhep değildir. Müslümanların %90'ına yakının benimsediği ana ve orta yoldur. Bu noktadan hareketle şunu söyleyebiliriz: Tıpkı diğer mezhepler gibi ne teoride ne de pratikte Şiîliğin, Sünnîliğin mukabili ya da alternatifi olması mümkün değildir. Sünnîlere düşen vazife de öncelikle kendi yollarının İslam'ın kuruluşundan itibaren Müslümanların tuttuğu "ana ve orta yol" olduğunun farkına varması ve bu özgüvenle (kibirle değil) diğer mezheplere yaklaşmasıdır. Sünnîler, diğer mezhepleri -kendilerini İslam dairesinden çıkaracak görüşleri yoksa- "yanlış yollara sapmış kardeşler", kendilerini de onların "büyük abisi" olarak görmelidir. Abiye düşen, kardeşlerini dövmek, ezmek, horlamak, aşağılamak, küçümsemek ve aileden atmak değil mümkün mertebe onlarla iyi ilişkiler kurarak ailenin birliğini muhafaza etmeye çalışmak ve kardeşlerinde gördüğü yanlışlıkları uygun bir dil, üslup ve siyasetle düzeltmeye çabalamaktır. Hz. Ali Efendimiz'in kendisiyle savaşan Cemel ehli hakkında söylediği tarihi sözü hatırlayalım: "Onlar, bize isyan eden kardeşlerimizdir."

Şiîlerin ve diğer mezhep mensuplarının, Sünnîlere yönelttiği eleştirilerde pireyi deve, habbeyi de kubbe yaparak sert ve sloganik bir üslup kullandıkları görülür. Bunu da kısmen anlayışla karşılamak gerekir. Zira tarih boyunca İslam dünyasının genelinde Sünnîlik iktidarda olmuştur. Muhalefette olanın dili sert, eleştirileri ağır olur. İnsanın tabiatında bu vardır. Gücü elinde tutan, bağırıp çağırandan korkmaz. Öfke, gelip geçer ama güç kalıcıdır. Öfke intikamı, güç itidali sever. Güçlü olan itidalli olmalı ve güçsüzün öfkesini mümkün mertebe tolere etmelidir.