Ödünç bir elif gibi..

Elif oluyorum... Bir elif... bir çizgi... Bir varlık çizgisi... Neyi çiziyorum, neyi resmediyorum mevcudat sahifesinde Hem sonra, çizen ben miyim

Ben kimim Ödünç varlığım... Ödünç bir elif... Ödünç ve vehmî bir varlık...

Görüyorum, gören kim Duyuyorum, duyan kim Dokunuyorum, hisseden kim Ve sonsuz kere güzel geliyor güllerin kokuları.. Ve bir o kadar da mükemmel tadlar akıp geçiyor damağımdan..

Ne kadar varım, ne kadar var sınız Varlığa lâyık, vehmî bile olsa varolmaya lâyık neyimiz var Yokluğa, varlık rengi sürme çabası neden Bir var mışım, bir yok muşum, öyle mi Ben kimim Siz kimsiniz Varlık âleminde ederim ne İşim ne

'Ben'lerim..

Bir ben kaçtı... Kaç tane 'ben' vardı bende oysa. İki parantez arasına sığdırılan.. Şükreden, sevinen, üzülen, huzurdan kaçan... Hangi bendim sana yönelen

Suyun altında bir ben vardı, bir de toprağın altında kimsenin bilmediği...

Şahdamarımdan daha yakın seni tanıyınca, bir ben daha keşfettim.. bulutların üstünde çıplak ayaklarıyla dolaşan... Kâinatın küçük kâşifi, masalların minik kahramanı.. Berzahlar girdi sonra araya..

Eeee şimdi ne oldum ben.. Yaşamak kaçtı ellerimden. İçimdeki 'ben' ben değilsem, yaşayan kim, ölen kim Ya bu çocukluğuna ağlayan, içimdeki çocuk kim.. Cesedi sahile vuran..

Simetri..

Anlamışım meğer tâ o günlerden.. Begonvillerin küsüp ağladığı zamanlardan. Yere serili kilimin desenleri içindeki simetriyi, kabahatime karşılık payıma düşen azarlanma seanslarında daha çocukken keşfetmiştim.

Hislerim anlaşılmasın diye, başımı yerden kaldırmadığım o anlarda.. gözlerimle her milimine bir düğüm de ben atardım kilimin. O uğraş azaltırdı işittiğim sözlerin ruhuma çöken acısını, bazen de öfkesini.. Deniz kabarır, kabarır.. sonra süt liman olurdu. Serçeler geri dönerdi.

Ümit serçeleri..

Hani bazen bahar gelirdi limon ağacımın altına.. canım anneannemin benim için dokuduğu küçük kilimimi sererdim. Kendi kendime oyunlar oynar, bazen bembeyaz bulutlarda dolaşır, hayaller kurardım. Çiçeklerin kokusu dolardı küçük dünyama.