Manevî elektrik: Nur

İslâm, her hâdiseyi "Esmâ-i Hüsnâ" açısından değerlendiriyor. Böylece rahmet-i İlâhiyenin izini, özünü, yüzünü gösterip, herşeyde kemâl-i hikmeti, cemal-i adaleti müşahede ettiriyor.

Musibetlerin "rububiyet-i İlâhiyenin icraatı olduğu" dersini alanlar, onları teslimiyetle, gülerek karşılıyorlar, rıza gösteriyorlar.

"Esmâ-i Hüsnâ", (en güzel isimler) Yüce Allah'ın isimleri için kullanılan bir tabir. Kur'ân-ı Kerîm'de:

"...En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanlar O'nun şanını yüceltmektedirler. O galiptir, hikmet sahibidir."1 mealindeki bir çok ayetlerde 'Esmâ-i Hüsnâ' nazara verilir.

"ESMÂ-İ HÜSNÂ"DAN: NUR

Allah'ın (cc) en güzel isimlerinden biri de 'Nur' ismidir. Nur'un; ışık, aydınlık, parıltı, parlaklık, her çeşit zulmetin zıddı gibi anlamları var. Ayrıca manevî aydınlık ve hidayet, Kur'ân-ı Kerîm, iman, İslâmiyet, peygamber gibi manalara da geliyor.

Nur isminin en güzel tecellilerinden birisi güneştir. İnsanın kalbindeki hidayet nuru başka bir tecellîdir.

Kur'ân'da Nur ismi en kapsamlı bir şekilde, Medine'de nâzil olan Nur Suresi'nin 35. ayetinde geçiyor:

"Allah, göklerin ve yerin nurudur. Nurunun meseli şuna benzer: Sanki bir mişkat (lamba konan yer); içinde bir lamba. Lamba bir cam içinde. O cam, sanki inci gibi parlayan bir yıldız. Mübarek bir ağaçtan tutuşturulur. Bir zeytinden ki, ne şarkîdir, ne de garbî.

Onun yakıtı, kendisine ateş dokunmasa bile ışık verecek kabiliyettedir. Nur üstüne nur. Allah nuruna dilediğini hidayet buyurur. Ve Allah insanlar için meseller getirir. Allah her şeyi bilendir."

MANEVÎ BİR ELEKTRİK: RESÂİLİ'N-NUR

Bu ayetteki "Onun yakıtı, kendisine ateş dokunmasa bile ışık verecek kabiliyettedir" cümlesinin elektrik ve Risale-i Nur'a da işaret ettiğini öğreniyoruz:

"'On üçüncü ve on dördüncü asırda semavî lambalar ateşsiz yanarlar, ateş dokunmadan parlarlar. Onun zamanı yakındır.' ... İşte, bu cümle ile nasıl ki elektriğin hilâf-ı âdet keyfiyetini ve geleceğini remzen beyan eder.

Aynen öyle de; manevî bir elektrik olan Resâili'n-Nur dahi gayet yüksek ve derin bir ilim olduğu halde, külfet-i tahsile ve derse çalışmaya ve başka üstadlardan taallüm edilmeye ve müderrisinin ağzından iktibas olmaya muhtaç olmadan, herkes derecesine göre o ulûm-u âliyeyi, meşakkat ateşine lüzum kalmadan anlayabilir, kendi kendine istifade eder, muhakkik bir âlim olabilir.