İstibdat belâsından çektiğimiz zulüm ve haksızlıkları, feleğe mi şikâyet edeceğiz yoksa adalete mi
Namık Kemal "Felek her türlü esbâb-ı cefasın toplasın gelsin, Dönersem kahbeyim millet yolunda bir azîmetten" derken; Fuzûlî sevgiliden şikâyet ediyor:
"Beni candan usandırdı, cefâdan yâr usanmaz mı Felekler yandı âhımdan, murâdım şem'i yanmaz mı"
(Sevgilinin cefası beni candan usandırdı, cefa etmekten kendisi usanmaz mı Âhımın ateşinden gökler yandı, muradımın mumu hâlâ yanmaz mı)
Fuzûlî'nin (14941556) Hz. Peygamber (asm) için yazdığı "Su Kasidesi"ni bize öğretmek için lise edebiyat hocamız Mahmut Bey âdeta çırpınırdı:
"Tînet-i pâkini rûşen kılmış ehl-i âleme İktidâ kılmış tarîk-i Ahmed-i Muhtâra su.
(O güzel ahlâkını insanlara ilân etmiş. Su, seçilmiş Ahmet'in yoluna tâbi olmuş.) Öyleyse biz de su gibi onun ahlâkına tâbi olalım.
DÜNYA EVRENİN MERKEZİ Mİ
O yıllarda edebiyat dersinde "felek" kelimesinin anlamını çözmek için gayret sarfetmiştik.
Tevafuken yakın zamanda Divan edebiyatı profesörü Mahmut Kaplan Hocamızın "Bahara Muhtaç Olmayan Gonca" adlı şiir tahlilinde felek hakkında açıklayıcı bilgiye rastladık1 :
"Felek kelimesinin 1. Gök, gökyüzü, semâ. 2. Talih, baht, kader. 3. Her gezegenin bulunduğu gök tabakası gibi anlamları var.
Eskilere göre gök tabakası, yani felekler dokuzdur. Her semada bir yıldız tasavvur edilmiştir. Batlamyus'un tasavvuruna göre, dünya evrenin merkezidir ve çevresinde iç içe geçmiş bir şekilde dokuz felek bulunur.
DOKUZ FELEK...
Dünyadan dışa olmak üzere sırasıyla Ay, Utarit (Merkür), Zühre (Venüs), Şems (Güneş), Mirrih (Merih), Müşteri (Jüpiter), Zuhal (Satürn), felekleri yedi gezegen feleğini oluşturur.
Sekizinci felek sabit yıldızlar ve burçlar feleği, dokuzuncu felek ise atlas, en büyük felek (felek-i âzam) veya felekler feleği (felekü'l-eflâk) gibi isimler alır.
Hükemâ felsefesine göre, sekizinci feleğe kürsî, dokuzuncusuna arş denilmiştir.
Feleklerin dönüşünün insanların üzerinde çeşitli etkileri olduğuna inanıldığından, felekle kader düşüncesi arasında bir bağ kurulmuş, kimi zaman da "kahpe felek" gibi sözlerle şikâyet konusu olmuştur.
İstibdadı hisseden, ancak kazâ ve kadere itiraz edemeyen şairler, dünyada olup biteni feleğe ve yıldızlara isnad ederek, rûhî tezâhürlerini izhâr etmişlerdir.
"AH, ŞU İSTİBDAT!"
Bu meyanda Üstad Bediüzzaman'a da; daha önce yaşayan âlimler, istibdadın fenalığında bahsetmişler mi, diye sorulmuş.

119