Cehalet, ferdin kendi ahlâkî rehberini oluşturmasını engeller. Dışarıdan üst bir otoriteye, hukuka bağımlı hale gelmesine sebep olur. Kanun, hayatın her alanına müdahale etmeye başlar.
Eğer fertler kendi ahlâkî değerlerini özümseyip, bunu devam ettirecek sisteme sahip olsalardı; kanunların zorlayıcı etkisine bu kadar çok ihtiyaç duyulmazdı.
Ailede edep ve terbiye, okulda saygı içinde hakikati arama ve ilim öğrenme, toplumda karşılıklı nezaket ve hoşgörü, ticarette helal-haram dengesi, siyasette liyakat, doğruluk, şeffaflık, mahkemede hak ve adalet, uluslararası ilişkilerde insan sevgisi, barış ve eşitlik gibi insanî değerler uygulansa bu kadar kanuna gerek kalmazdı.
***
Toplumun zihni keşmekeş içindedir. Fertler neyin doğru, neyin yanlış olduğuna dair net bir anlayışa sahip olmadıkları zaman, kanunlar sürekli çoğalıyor.
Tantanalı nutuklarla takdim edilen reform kanunları "sadra şifa olmuyor."
Cehalet, kanunların sayısını artırır. Kanunlar bireyin özgür düşünme kapasitesini sınırlandırır ve cehaleti daha da arttırır.
Cehalet fakirliği, fakirlik ihtilafları körükler. Böylece kısır döngü devam eder.
Düşmanımız yüz yıl önce de aynıydı; şimdi de aynı: Cehalet, fakirlik, ayrışma.
***
Hukukun, insanların günlük hayatlarını düzenleme fonksiyonu arttıkça, fertlerin kendi ahlâkî kararlarını oluşturma kapasitesi daha da körelir.
Kanunların fazlalığı fertlerin bağımsız karar verme kabiliyetini yok eder. Korkuyu ve otoriteye mutlak itaati doğurur.
Diğer bir neticesi ise; kaos ve yabancılaşmadır.
Kanunların aşırı yoğun olduğu toplumlarda fertler kendilerini sisteme yabancı hisseder. Kuralları keyfî ve baskıcı olarak algılamaya başlayabilirler.
Bu da, kanun dışı davranışlara ve toplumdan kopuşa sebep olabilir. Örneklerini çevremizde görmek mümkün.
***
Hukukunu bilmeyen, ona sahip çıkma şuuru gelişmeyen toplumlarda, iyi niyetli idareciler bile müstebit olabilir.
Otorite cahil toplumun daha kolay idare edildiği görünce, fertlerin cahil kalmalarını destekler, fikrî bir uyanış ve şuurlanmayı istemez.
Düşünceyi iktidarına tehlike olarak görür ve sindirmeye, söndürmeye çalışır.

8