Bu yiğitçe bir duruş. Bir kara sevda: Adaleti -bir gün bana lâzım olur diye değil- Kur'ân'ın en temel esasından biri olduğu için savunmak!
Ekmeği değil hürriyeti öncelemek. -nefsin serbestliği için değil- imanın bir özelliği olduğu idrakiyle!
Nebevî emaneti omuzlayarak, Hazret-i Hüseyinvâri (ra) zalimin karşısında, mazlumun yanında yer almak!
Yiğitçe bir duruş, bir kara sevda bu! Nura pervane olmak!
***
Kor ateşi tutmak gibi zor olsa da; bir bayrak yarışı bu... elden ele, gönülden gönüle devredilen bir hürriyet meş'alesi.
Yeryüzünü pisliklerinden temizleyecek, sulh-u umumîyi temin edcek gerçek sahiplerine devredene kadar sönmeyecek, söndürülmeyecek bir meş'ale.
Bazıları mal ve makam kapma telaşındayken, imanlı gönüller meş'ale sönmesin diye canhıraş bir gayret içinde.
Önlerine kurulan tuzakları boşa çıkararak, desise-i şeytaniyeleri deşifre ederek, ehl-i imana nokta-i istinat olarak, Allah'ın rızasından başka bir şey istemeyerek, şuurlu bir şekilde hizmetlerine devam eden isimsiz kahramanlar.
***
Dünya gemisindeki yolcular keyif sürme derdindeyken; bunlar "Sahil-i selâmet olan Dârüsselâma (Cennet'e) Ümmet-i Muhammediyeyi (asm) çıkaran bir Sefine-i Rabbâniyede çalışan hademeler" olduklarını asla unutmazlar.
Bâkî hakikatleri, fânî şahsiyetler üstüne bina etmezler. Osman Yüksel Serdengeçti merhum onları şöyle tarif eder:
"Yaşlar ayrı, başlar ayrı, işler ayrı... Fakat bu ayrılıkta gayrılık yok! Hepsi bir şeye inanmış: Allah'a, Âlemlerin Rabbi olan Allah'a, O'nun ulu Peygamberine, O'nun büyük kitabına.
Kur'ân henüz yeni nâzil olmuş gibi, herkes aradığını bulmuş gibi bir hal var onlarda. Said Nur ve talebelerini seyrederken, insan kendini âdeta Asr-ı Saadet'te hissediyor.
Yüzleri nur, içleri nur, dışları nur... Hepsi huzur içindeler. [...] Âlemlerin Yaratıcısı'na bağlanmak; o yolda yürümek, o yolun kara sevdalısı olmak... Evet, ne büyük saadet!"
Bu ifadelere layık olabilmek, ağacı yeşil tutabilmek için şevk ve gayretle hizmete devam gerekiyor.
***
Bu isimsiz kahramanların arasında yer almak hem mes'uliyet, hem de büyük bir nimet! ünkü onlar "her ne kadar az da olsalar, manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar."

36