"Şükreden kullarım azdır"

İçinde bulunduğumuz nimetlerin kıymetini anlayabilmek için, kabirleri, hapishaneleri ve hastaneleri ziyaret etmeliyiz!..

Küçük de olsa bize yapılan bir iyiliğe, bir yardıma hemen teşekkür ederiz. Her millet kendine mahsus diliyle veya gülümseyerek memnun olduğunu bildirir. Bu insanlık gereğidir.

"Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır" diye bir atasözümüz de vardır. İnsanlardan gelen küçük iyilikleri bile karşılıksız bırakmadığımız, en azından teşekkür ettiğimiz hâlde, bizleri yoktan var eden, yaşatan Rabbimizin, sayılamayacak kadar çok olan nimetlerine her nedense çok az şükrediyoruz veya hiç etmiyoruz.

Dünyada bizi, nazlı bir misafir gibi besleyen, hayal bile edemeyeceğimiz güzellikte nimetler ihsan buyuran Yüce Rabbimiz, ahirette de ebedî saadete kavuşmamızı istemektedir. Bize azap vermek, bizi yakmak istemiyor...

Rabbimizin, üzerimizdeki nimetlerini saymaya kalksak bile sayamayacağımız kadar fazla olmasına rağmen şükrümüz çok azdır. Kur'ân-ı kerimde de öyle buyuruluyor meâlen: "Şükreden kullarım azdır."

Her dakika, havayı teneffüs etmekle hayatımızı kurtaran Rabbimize ne kadar şükretsek yine de azdır. Biz niçin az şükrediyoruz..

Başlıca sebebi; çok olduğu için, kolayca elde edebildiğimiz için, alıştığımız içindir.

Nimet elden gidince kıymeti bilinirmiş. Havanın ne kadar büyük nimet olduğunu, boğazımız sıkılınca veya uzun süre havasız bir yerde kalınca anlarız.

Su nimetinin değerini, onu istediği zaman bulabilen ve içebilen değil, susuz sahrada suyu bulamayan veya boğazı kanser hastalığı ile tıkanan, bir damla suyu dahi içemeyenler çok daha iyi bilirler.

Su olmazsa yaşamamız mümkün olmaz, susuzluğumuz arttıkça, hayatımız tehlikeye girer. Bunun için de bütün servetimizi bir bardak su için veririz. İçtiğimiz suyu dışarı atamazsak, mesanemizde tıkanıklık olsa, sancılar içinde kıvranırız. Bu sıkıntıdan kurtulmak için yine servetimizin tamamını vermeye razı oluruz.

Bu kadar büyük nimetlere insan nasıl şükretmez