Âişe Validemiz (radıyallahü anha)

Âişe Validemiz, Ümmet-i Muhammedebilhassa hanımlara hocalık yapıyordu, zayıfların sığınağı, fukaranın dert ortağı, kimsesizlerin sahibi idi.

Rabbimiz,ÂişeValidemizeİslam dininin anlatılması için müthiş bir zekâ ve hafıza lütfetmiş idi.O, müminler olarak hepimizin annesidir. Resulullah'a zevce olma bahtiyarlığına ulaşan Ezvac-ı tahiratınher biri, dünyaya gelip göçen herhangi bir insan değillerdir. Her şeyden önce onlar annelerimizdir. Bu makamı onlara bizzat Allahü teâlâ vermiştir.

Hazret-i Ebubekir peygamberlerden sonra dünyaya gelmiş ve gelecek bütün insanların en üstünü idi. Mümin olması hasebiyle kerimeleriÂişeValidemiz (radıyallahü anha) onun da "anne"siydi. Bunun içindir ki izinsizÂişeValidemizin yanına gitmezlerdi...

Âişe Validemiz hane-i saadete girdiği andan itibaren çok farklı bir vazife almıştı. Ümmet-i Muhammedebilhassa hanımlara hocalık yapıyordu, zayıfların sığınağı, fukaranın dert ortağı, kimsesizlerin sahibi idi. Eşine ender rastlanacak bir takvaya sahipti. Dünyaya kıymet vermezdi...Buyurduki:

Bir gün Efendimizin zevceleri toplanmıştık. Merak bu ya Resulullaha sordum: "Bu dünyadan ayrıldıktan sonra size önce hangimiz kavuşacak"

- Hanginizin kolu uzunsa!

Peygamberimiz aleyhisselam çıktıktan sonra iple kollarımızı ölçmeye başladık. Zeyneb bint-i Cahş'ın (radıyallahu anha) kolu uzun çıktı.Sonradan anladık ki kolu uzundan murat"en çok sadaka veren"demekmiş. Öyle de olsa o kazanırdı, zira hepimizden cömertti. Hakikaten Resul-i Ekrem'den altı ay sonra vefat etti...

Hiç şüphe yok ki Eshab-ı kiram arasında ilminin derinliği itibarı ileÂişeValidemizin yeri başka idi.Mekke-i mükerremede nazil olan âyet-i kerimeler imanla ilgiliydi, imanın altı şartını ezberlemek kolaydı. Öğretmene ihtiyaç yoktu. Medine-i münevverede ise ibadetler farz kılındı, müminler, Efendimizin yakınlarından soruyor eksiklerini gideriyorlardı...