Yezid'in zulmü Ehl-i Sünnete yüklenemez - (Âl-i Beyt muhabbeti esastır-2)

66. vefat yıldönümünde rahmetle andığımız Bediüzzaman Said Nursî'nin tâbiriyle "Yezid, Velid gibi şerir ve habis herifler"in Hz. Ali (kv) ve taraftarlarına karşı besledikleri kin ve intikam duygusu, Ehl-i Sünnet tarafından da reddedilmiştir. Hatta, o zalim ve gaddar heriflerin asırlardır lânetlenmelerine sebebiyet vermiştir.

Nitekim, ilm-i kelâmın büyük allâmesi olan Sadeddin-i Taftazani, "Lânet vaciptir" dememiş; fakat, "Yezide lânet caizdir" demiştir. 1

Buna göre, Ehl-i Şiânın, Ehl-i Sünnete bu meselede muhalefet etmesi doğru değildir ve bir temeli de yoktur.

«

İran'ın İslâmlaşma süreci-vetiresi hakkında şöyle bir tesbitte bulunur, Said Nursî: "...Ehl-i İran, Hazret-i Ömer'in (ra) âdilâne darbesiyle devletleri mahv ve milletlerinin gururu kırıldığı için, Şiâlar, Âl-i Beyt muhabbeti perdesi altında Hazret-i Ömer'e (ra) ve Hazret-i Ebubekir'e (ra) ve dolayısıyla Ehl-i Sünnet ve Cemaate daima müntakimâne, fırsat buldukça tecavüz etmişler." 2

Bu nokta ile bağlantılı olarak şunu söylemek mümkün: İran'ın ve ehl-i Şiânın tamamı değil, ama Rafiziliğe varan müfrit kısmının bir hatası şudur: Bunlar, tâ Yezid zamanında Emevîlerin yaptığı vahşetli zulmün faturasını 1400 senedir Ehl-i Sünnete kesip duruyor.

Oysa ki, Sünnîler Yezid'i sevmediği gibi, onun gibi zalimleri de sevmez. Tam aksine, Âl-i Beytin mensuplarını seviyor. Hem de Şiadan ve Alevîlerden ziyade; lâkin, hakikî manada seviyor.

İşte, bu noktayı dikkat nazarlarına sunan Üstad Bediüzzaman, hakperest Alevîleri de insafa getiren şu ifadelerle meseleyi izah ediyor: "Ehl-i Sünnet ve Cemaate karşı Şia-i Velâyetin hakkı yoktur ki tenkit etsin. ünkü, Ehl-i Sünnet, Hazret-i Ali'yi (ra) tenkis etmedikleri gibi, ciddî severler. Fakat, hadisçe tehlikeli sayılan ifrat-ı muhabbetten çekiniyorlar. Hadisçe, Hazret-i Ali'nin (ra) şiası hakkındaki senâ-yı Nebevî, Ehl-i Sünnete aittir. ünkü, istikametli muhabbetle Hazret-i Ali'nin (ra) şiaları (taraftarı), ehl-i hak olan Ehl-i Sünnet ve Cemaattir. Hazret-i İsa Aleyhisselâm hakkındaki ifrat-ı muhabbet Nasârâ için tehlikeli olduğu gibi, Hazret-i Ali (ra) hakkında da o tarzda ifrat-ı muhabbet, hadis-i sahihte, tehlikeli olduğu tasrih edilmiş." 3

«

Yine aynı bahiste ve daha başka eserlerinde de meseleyi enine boyuna tahlil eden Bediüzzaman Hazretleri, Âl-i Beyt muhabbetini taşıyan hakiki ehl-i Şia (Alevîler) ile itidal üzere giden ehl-i Sünneti birbirine yakınlaştırma adına büyük gayret gösteriyor. Bu hususun bir özeti şudur ki: İlk üç halifeye itaat eden ve onlara şeyhülislâmlık yapan Hz. Ali, asla takiyye yapmadı. Korkup da sinmedi. ünkü, o aynı zamanda Esedullahtır. Hak bildiği yolda korkusuzca giden bir kahramandır. Ehl-i Şianın ona muhabbeti ifrattır. Haricîlerin-Vahhabîlerin bakışı tefrittir. Ehl-i Sünnetin yaklaşımı ise hadd-i vasattır. Ehl-i Sünnet, dualarında ve hutbelerinde Hz. Ali'yi daima zikrediyorlar. Onu hakikî manada sevip takdir ediyorlar. Alevîler, Haricîlerin hataları sebebiyle Ehl-i Sünnete karşı kin tutmamalı, düşmanlık beslememeli.