İran'a diz çöktürülmemeli

İran'ın Türkiye'ye, Türkiye'nin de İran'a ihtiyacı var. Yaklaşık 400 senedir iyi komşuluk hâli içinde yaşıyorlar. Kasr-ı Şirin Antlaşmasından (1639) bu yana savaşmadıkları gibi, aralarında ciddi manada bir sınır ihlâli de olmadı.

Bölgenin en güçlü iki devleti olan İran ve Türkiye, aynı zamanda engin bir kültüre ve kadim bir tarihe sahiptirler. Küresel haydutlara karşı yekdiğerinin varlığına-dirliğine muhtaçtırlar. Birinin zaafa uğraması, yahut diz çökmesi halinde, diğerinin geleceği de tehlikeye girer. (arpıcı örnek aşağıda.)

«

Yüz seneyi aşkın bir süredir "harp belâsı"ndan mahfuz olan Türkiye'nin inayet altında olduğuna inanıyoruz. Bununla beraber, sebepler dünyasında ciddi tedbirlere başvurmak lâzım geliyor. O tedbirlerin başında, millet ve devlet olarak komşularıyla sulh içinde geçinmek geliyor. Bilhassa denge unsuru mahiyetini taşıyan İran, Mısır, Yunanistan ve Ermenistan gibi ülkelerle iyi ilişkiler içinde olmak, öncelikle Türkiye'nin menfaatinedir.

Aksi yönde gidilmesi halinde, zarar umumîleşir; çatışmadan kârlı çıkan olmaz. Dahası, pusuda fırsat kollayan saldırganların iştahı kabarır. Nitekim, tarihte bunun çok acı misâlleri var. İbret için anlatalım.

«

Cengiz Han'ın başında bulunduğu Moğol orduları, doğudan batıya hareketle, Asya'nın büyük bir kısmını yakıp yıkarak istilâ ettiler. O zamanki devlet-hükûmet kuvvetleri karşılarında duramıyor, dayanamıyordu. Bir çoğu onlara ya boyun eğerek teslim oldular ya da yıkılıp tarihe karıştılar.

İstilâcı Moğol ordularının karşısında çelikten bir irade gibi duran şahsiyetlerin başında, Harzemşah devletinin reisi Sultan Celâleddin geliyordu. Celâleddin Harzemşah, üzerine gelen Moğol ordularını defalarca vurup perişan etti. Kendisi hiç mağlup düşmedi.

«

Sultan Celâleddin, ağırlığı Kafkaslarda olan Harzemşah devletinin zirve şahsiyetidir. Eş zamanlı olarak, Alaeddin Keykubad da Anadolu Selçukluların zirvedeki sultanıdır. İki komşu ve Müslüman devlet aynı zamanda komşu olup, Doğu Anadolu'da sınırdaş idiler.

Kaderin acı bir tecellisi olarak, bu iki zirve şahsiyet 1200'lü yılların ilk çeyreğinde "hâkimiyet davası"nı gütmeye başladılar. Sınır ihlâlleri sebebiyle gerilim yükseldikçe yükseldi. Bir noktadan sonra savaş kaçınılmaz hale geldi. İki kardeş ve komşu devletin orduları Erzincan civarında (Yassıçemen, 1230) savaşa tutuştu. Harzemşah tehdidini kesin biçimde ortadan kaldırmayı hedeflemişti. Neticede, Harzemşahlar mağlup düşürek perişan oldu. Ordusu dağılan Sultan Celâleddin kayıplara karıştı. Başında bulunduğu devlet de tarihten silindi.