Hürriyet şehidi: Hz. Hüseyin

Hz. Muhammed'in (asm) ifadesiyle "Cennet gençlerinin efendileri"nden ikinci torunu olan Hz. Hüseyin, Hicretin 4. senesinde (Ocak 626) Medine'de doğdu. Kulağına ezan okuduktan sonra, güzel ve yakışıklı manasına gelen ismini yine dedesi verdi.

Bir rivayete göre, meleklerden de bir kafile ziyarete gelip onun doğumunu tebrik etti.

Şefkat Peygamberi olan Efendimiz (asm), torunlarını ziyadesiyle severdi. Onlarla zaman geçirmekten zevk alırdı. Onlarla oyun oynar, bazen mübarek omuzlarına alır, onlara kemâl-i şefkat ve mülâyemetle muamele ederdi. Hatta, bir defasında hutbe okurken, camiye geldiklerini görünce, minberden inerek onlarla kısacık bir alâkadarlıktan sonra tekrar çıkıp hutbeye devam ettiği rivayet ediliyor.

*

Hz. Hasan gibi Hz. Hüseyin de, çocukluk ve gençlik yıllarını birlikte geçirdikleri babalarının ve dedelerinin ahlâkıyla ahlâklanarak yetiştiler. Her yönüyle örnek alınacak yüksek bir edep ve ahlâka sahip idiler.

Hz. Hasan, dahilî fitnenin ve kanlı boğuşmaların önüne geçmek için hilâfet hakkından vazgeçerek bir ferâgat ve fazilet timsâli oldu. Kardeşi Hz. Hüseyin de babasının tavsiyesine uyarak abisinin sözünden dışarı çıkmadı. Gönlü razı olmadığı halde, Muaviye'ye biat etti. Ona gönderdiği cevabî bir mektupta "Sana karşı çıkmak ve seninle savaşmak niyetinde değilim" dedi.

Lâkin, ne zaman ki hilâfet saltanata inkılâp etti ve Yezid, vefat eden babası Muaviye'nin yerine kendini "halife sultan" ilân etti, Hz. Hüseyin buna karşı koyma cihetine gitti. Zirâ, bu suretle monarşik bir sisteme geçilmiş, zulüm ve zorbalığın ayyuka çıktığı bir istibdat devresi başlamış oluyordu.

İşte, Hz. Hüseyin bu keyfiliğe kat'iyen razı olamıyordu. Neye mal olursa olsun, buna karşı gelmek niyetine girmiş ve iradesini ortaya koymuş durumdaydı. Nitekim, bu maksatla da harekete geçti. Medine'den önce Mekke'ye nakl-i mekân etti. Ardından, Kufe halkından gelen biat sözüne istinaden savaş hazırlıklarına başlayarak yola çıktı. Ne var ki, bu niyet ve kararlılık içinde vardığı Kufe halkının biatını geri aldığını ve Yezid'in tehdidine boyun eğdiklerini gördü. Ama, o yine de tam kararlıklık içinde mücadeleye devam etti. Tâ ki, az sayıdaki maiyeti ile birlikte kendisi de şehit oluncaya kadar "hürriyet-i şer'iye davası"nda sâdık kaldı.