Geçmiş-bitmiş fitneleri deşmemeli - (Âl-i Beyt muhabbeti esastır-3)

66. vefat yıldönümünde rahmetle andığımız Bediüzzaman Said Nursî, Râşid Halifelerin sıralamasını dahi Kur'ân'ın mu'cizâne bir sûrette haber verdiğini beyan ediyor. Buna dair, Fetih Sûresinin 29. âyeti ile Nisâ Sûresinin 69. âyetini delil olarak gösteriyor.

Ayrıca, Asr-ı Saadette ve İslâmiyetin ilk döneminde yaşanan elim hadiseleri bu zamana taşımanın ve mütemadiyen bunları deşip durmanın doğru olmadığını ve kimseye fayda vermediğini ifade ediyor: "...Mazlum Ehl-i Beyt, muvakkat bir azap ve zahmet mukabilinde o derece yüksek bir mükâfat görmüşler ki, aklımız ihata etmiyor. ...Zalimlerin gaddarlıklarını değil deşmek, bakmak, belki düşünmek de meşrebimize gelmiyor. ünkü, onlar [zalimler] mücazatını ve mazlumlar mükâfatını aklımızın fevkinde görmüşler. O meseleler ile meşgul olmak, şimdiki musibet-i diniyeye karşı mükellef olduğumuz vazife-i Kur'âniyeye zarar verir." 1

Kardeşlerine yazdığı bir mektupta da, özetle şunları söylüyor Said Nursî: "Peşin olarak size bunu beyan ediyorum ki: Risale-i Nur'un üstadı ve ve benim hakaik-ı imaniyede hususî üstadım İmam-ı Ali'dir (ra). Ve 'De ki: Vazifem karşılığında sizden bir ücret istemiyorum; sizden istediğim, ancak akrabaya sevgi ve Ehl-i Beytime muhabbettir.' (Şûrâ: 23.) âyetinin nassı ile, Âl-i Beytin muhabbeti, Risale-i Nur'da ve mesleğimizde bir esastır.

"Fakat, madem bu zamanda zındıka ve ehl-i dalâlet ihtilâftan istifade edip, ehl-i imanı şaşırtıp ve şeairi bozarak Kur'ân ve iman aleyhinde kuvvetli cereyanları var; elbette bu müthiş düşmana karşı cüz'î teferruata dair medar-ı ihtilâf münakaşaların kapısını açmamak gerekir.

Hem, ölmüş insanları zemmetmek, hiç lüzumu yok. Lüzumsuz onların kusurlarını beyan etmek, emrolunan muhabbet-i Âl-i Beytin muktezası değildir ve lâzım da değildir diye, Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat, Sahabeler zamanındaki fitnelerden bahis açmayı men'etmişler. 2

«

Yazının sonlarına doğru yaklaşırken, konumuzla doğrudan alâkalı ve bir düstûra parmak basan Üstad Bediüzzaman'ın Emirdağ Lâhikası-I'deki gayr-ı münteşir bir mektubundaki şu ifadelerini de iktibasen takdim edelim:

"İhlâs Lem'asında isbat edilmiş ki: Bu zamanda değil yalnız mü'minler dairesindeki kardeşlerle ittifak etmek, belki Hıristiyanın dindar ruhanîleriyle de bu zamanda ittifaka mecburuz. Medar-ı münakaşa olan mes'eleleri medar-ı bahs etmemek gerektir.

"Demek, İslâmlar içinde meşrebler-şubeler olan Vehhabîlik, Şiîlik, Sünnîlik, Mu'tezile gibi İslâm içindeki cereyanlar, şimdi kat'iyyen ittifaka mecburdurlar ki, küfr-ü mutlak ve zındıkaya karşı dayanabilsinler. Yoksa, kat'iyyen haricî cereyanlar dâhilden birisini kendi hesabına istimal edecek; sonra onu da vuracak.