Birçok işaret ve alâmet gösteriyor ki, ümmetin fesada gittiği dehşetli zamanlardan birini yaşıyoruz. Lâkin, yine de ümitsiz değiliz.
ünkü, bütün müfsid cereyanları susturup dağıtacak derecede kuvvetli iman dersini veren bir davamız var. Kezâ, tam bir azim ve kararlılık içinde omuz omuza yürüdüğümüz ihlâslı, sadâkatli arkadaşlarımız var. İşte bu iki büyük nimetimiz, çeşit çeşit muarızlara ve entrikalara rağmen, yüz senedir hiç mağlup edilememiştir.
Biz burada meselenin ne derece zor olduğunu ve mücadelenin de aynı nisbette çetin olduğunu nazara vermek sûretiyle, ehl-i imanı kemâl-i ciddiyet içinde ve teyakkuz hâlinde olması gerektiğini hatırlatmaya çalışıyoruz.
«
Söz konusu "fesâd-ı ümmet" devresini gösteren işaret ve alâmetlerin listesi uzundur. Zihinlerden canlandırma adına, bunlardan birkaç tanesine kısaca temas edelim.
Birincisi; en başta dinsizlik fâciası, imânsızlık âfeti, ahlâksızlık felâketi başını almış gidiyor. Bu tehlikeli vaziyet, İslâm cemiyeti içinde dahi had safhaya varmış durumda. İslâm tarihinin hiçbir devresinde böylesine bir "manevî buhran" yaşanmadı. Bunun çaresine ciddiyetle eğilmeli. Bizi hiç yanıltmayan gözlem ve tesbitlerimize göre, Kur'ân'ın malı olan Risale-i Nur'u anlayarak okuyanlar, kendini bu tehlikelerden en ziyade koruyanlar oluyor.
İkincisi; Ehl-i imandan olan bazı kimseler, maalesef, gayr-ı müslimden de beter bir hayata tâlim ediyor. Bakıyorsunuz, adam mü'min olduğu halde içki içiyor, kumar oynuyor, zinayı kanıksıyor, alışverişte hile yapıyor, müşteriyi kazıklamaya çalışıyor, sözünde durmuyor, pis ve küfürlerle ağzından âdeta lağım akıyor. Bu hâl, yağ gibi kıymetli bir malın bozulmasıyla zehirli maddeye dönüşmesi gibi, bozulan bir Müslümanın da gayr-ı müslimlerden daha fenâ bir hâle sukût ettiğini gösteriyor.
Üçüncüsü; aile terbiyesini yeterince alamamış, iman-Kur'ân dersinden mahrum bırakılmış, bu sebeple ahlâksızlık gayyasına yuvarlanmış olan gençlerin, hemen her türlü kötü alışkanlığın pençesine düştüğünü görüyoruz. Kendi aralarındaki konuşmalarda edep-terbiye hak getire. Konuştuklarında, hemen her söze, her cümleye "sin-kaf"lı tâbirlerle başlıyorlar. Hem öyle alışmışlar ki, rahatlıkla kadınların, kızların, hatta annelerinin, bacılarının, eşlerinin yanında bile aynı o edepsizce, hayasızca tâbirleri kullanarak konuşmaya devam ediyorlar. Fecaatin bir diğer boyutu ise, seviyesiz bazı kızların da aynı o iğrenç tabirleri kullanmasıdır. Görebildiğimiz kadarıyla, gönüllü olarak Kur'ân dersini alan, hadis, siyer, tefsir kitaplarını okuyanlar, ibadetini aksatmayanlar, kendilerini bu fecâatten kurtarabiliyorlar.

5