İnsan hatadan muaf değildir. Niyet ne kadar iyi olursa olsun, ne kadar dikkat edilirse edilsin, yanlış yapmak ve hataya düşmek yine de ihtimal dahilindedir.
Asıl önemli olan, fazilet göstererek yanlıştan dönmektir. Hatayı telâfi etmeye çalışmaktır. Bir daha aynı hatayı yapmamaya azamî dikkat göstermektir. Yani, aynı delikten ikinci-üçüncü defa ısırılmaktan kaçınarak kendini muhafaza etmektir.
Ama, maalesef pek çok insan var ki, aynı hatayı bir daha işliyor, aynı yanlışa bir daha düşüyor.
Bunun da en mühim bir sebebi, zamanın dehşetinden kaynaklanıyor. Zira, zamanımız "dehşetli âhirzaman"dır. Hem öyle bir dehşet ki, rivâyete göre de "Kimse nefsine hâkim olamıyor."
Hem söylenen rivâyetlerin, hem yaşanan hakikatlerin sırrıyla anlaşılıyor ki, bu dehşetli çağı tarif ve tasvir eden daha başka ifadeler de var. Meselâ: Fazilet değil, enaniyet asrı. Helâket ve felâket asrı. Fesâd-ı ümmet zamanı. Hem, iki dehşetli hâlin birden yaşandığı zaman: 1) Bile-isteye dünyanın dine ve âhirete tercih edilmesi. 2) Fen ve felsefenin tasallutuyla dinsizliğin, küfr-ü mutlakın ve inkâr-ı ulûhiyet fikrinin meydan alması.
Maddeler daha da çoğaltılabilir. Fakat, biz burada bilhassa hata üstüne hataya düşenlerin ve hatada ısrar edenlerin hâl-i pürmelâline kısaca bakmaya çalışalım.
«
Yazının başlığında da işaret ettiğimiz gibi, derin yanılgılara düştükleri hâlde, yine de tutup ahkâm kesmeye devam eden kösele suratlılar var.
Kezâ, millet ve memleketin mukadderatıyla ilgili hadiseler (veya ekâbirler) hakkında fenâ halde yanıldıkları hâlde, hiç utanıp sıkılmadan hâlâ bağıra çağıra ahkâm kesmeye devam eden yüzsüzler var.
İşte, içinde bulunduğumuz devir, şayet enaniyet değil de fazilet asrı olsaydı, bu türden garabetler yaşanmazdı. İnsanlar fazilet gösterip hatadan dönerdi. Yahut, tevbe-nedâmet ederek, tekrâren ahkâm kesme kasıntısı içine girmezdi. İtidâl ve teenni ile bekler, tekrardan hataya düşmemek için dikkat ve itina gösterirdi.
«
Peki, insanları aldatan ve hataya düşmelerine sebebiyet veren vakıalar nelerdir Satır başlarıyla bunlara da temas edelim.
Meselâ, cunta merkezli darbelerdir. Darbelerin meyvesi-neticesi olan siyasî aktörler ve politik organizasyonlardır. Kezâ, bu zamanda şahıs merkezli sosyal yapılanmalardır. Siyasetli cemaatlerdir. Kökü hariçte olan fikir ve cereyanlardır.
Peki, hem darbeci cuntalar, hem de şaibeli şahıslar hakkında fenâ hâlde yanılanlar var mı Hiç tereddütsüz hem fertler-âileler bazında, hem de gruplar-sürüler halinde...

17