Bir önceki yazıda manevî şahsiyetinden kısaca söz ettiğimiz Zeynelâbidîn, Hz. İmam-ı Ali'nin torunu olduğu gibi, Cafer-i Sâdık da Zeynelâbidîn'in torunudur.
Her ikisi de Hz. Hüseyin'in neslinden olup seyyiddirler. Aynı zamanda, yüksek ilim, zühd ve takvâ ehli olup büyük imamlar silsilesinin sâff-ı evvelinden sayılan mümtaz şahsiyetlerdir.
Garip bir tecelli de şudur ki: Cafer-i Sâdık, Emevîlerin iktidar devresinde doğup büyümüş olmakla birlikte, ömrünün son 15 senesini Abbasîlerin devr-i iktidarından geçirmiştir. (661'de kurulan Emevîlerin saltanatı, 750 senesinde son buldu.)
*
İmam Cafer-i Sâdık, Miladî 700 senesinin başlarında Medine'de doğdu. 765 senesinde vefatı da yine Medine'de oldu. Onun mezarı da Cennetül-Bâki Mezarlığında.
Mezar yeri daha evvelden ziyaret edilen bir türbe şeklinde iken, bilâhare Vehhabîler tarafından yıktırılmıştır.
Cafer-i Sadık, ilk temel bilgileri dedesi Zeynelâbidîn ile babası Muhammed el-Bâkır'dan aldı. Babasının 19 yıl süren imâmetinin ardından, kendisi de 34 sene aynı vazifeyi devam ettirdi.
Bu arada İslâm fıkhı ile ziyade meşgul oldu. Bu hususta mühim eserler telif etti. Ehl-i Sünnet âlimleri ona büyük hürmetle birlikte, ilminden de çokça istifade etti. Şiâ âlimleri ise, ondan istifade etmekten çok, onu istismara yöneldi. Hatta, ona mu'cize isnadında bulunanlar da oldu. Bu sebeple, ona izafeten Caferiyye mezhebini ihdas ettiler. Nitekim, Türkiye dışındaki Şiîlerin çoğu kendini "Müslüman Caferî" olarak tanımlar.
*
İmam Cafer-i Sadık, sevgili oğlu Mûsâ Kâzım'a uzunca bir nasihatı var. Onların içinden 10 maddelik bir öğütler listesi yaptık. Yazının devamını o hikmetli öğütlere ayırdık.
Oğluna şöyle sesleniyor, Cafer-i Sadık:
"Bak evlâdım, iyi dinle. Eğer söylediklerime dikkat edip ona göre hayatını tanzim edecek olursan, mes'ut olur, huzurlu yaşar ve hamd ederek ölürsün. İşte bak, dinle:
1) Cenab-ı Hakk'ın taksimine rıza gösteren, kalben zengin olur; başkasının elindekine göz diken ise, ihtiraslı olur ve gönül fakiri olarak ölür.
2) Kendi günahını küçük gören kişi, başkasının küçük günahını büyük görür. Başkasının günahını küçük gören, kendi günahını büyük görür.

7