Beşinci halife: Hz. Hasan

Hz. Muhammed'in (asm) ilk torunu olan Hz. Hasan (ra), Hicretin 3. senesinde Medine'de doğdu.

Babası ona "Harb/Savaş" ismini koymayı düşündü. Ama, ona "Hüsnü güzel", yani sîret ve sûretiyle güzel mânasına gelen "Hasan" ismini dedesi koydu. Kezâ, kulağına ilk ezanı da yine bizzat dedesi okudu.

Erkek ismi olarak Hasan, böylelikle Müslümanlar arasında yaygın şekilde kullanılmaya başlandı.

«

İslâm ulemâsı, Hz. Hasan'ı Râşid Halifelerin beşincisi olarak kabul eder. Ne var ki, onun hilâfet müddeti altı ay gibi çok kısa sürdü. Bunun öncelikli sebebi, kendisinden önce 4. Halife olan babası Hz. Ali'ye de kafa tutmuş olan Şam Valisi Hz. Muaviye'nin ona biat etmemesi ve hatta karşı çıkmasıdır.

Bu anlaşmazlık sebebiyle, iki taraf arasında ufak çaplı bazı çatışmalar da vukua geldi. Kritik anlarda saf değiştirenler oldu. Hz. Hasan, bu çarpışmalar esnasında yaralandı. Ama, yine de teslim olmadı.

Şu var ki, onun başta Kufe halkına ve kendisine yakın gibi görünen hem bazı valilere, hem bazı paşalara güveni kırıldı. Onların dürüst davranmadıklarını, hiç umulmadık bir anda Muaviye tarafına geçtiklerini gördü. Muaviye, bundan da cesaret alarak Hz. Hasan'la anlaşma yolunu denedi. Nihayet, yüzyüze yaptıkları görüşmede anlaşmaya vardılar. Bu anlaşmanın can alıcı noktası şudur: Hz. Hasan, fitne ateşini söndürmek için hilâfet hakkından ferâgat etmeyi, yani vazgeçmeyi kabul etti. Hz. Muaviye de, kayd-ı hayat şartıyla halife olarak kalmaya razı oldu. Yani, hilâfet saltanata (hanedan/monarşik sisteme) dönüşmeyecekti. Muaviye'nin vefatından sonra, halifelik unvanı tekrar Hz. Hasan'a tevdi edilecekti. Ne var ki, gelişmelerin seyri tamamen değişti. Muaviye, hanedan sisteminin tahkim etmek için var gücüyle çalıştı ve kendi yerine oğlu Yezid'i hazırladı. Yezid'in de yapmadığı hile, desise, zulüm ve zorbalık kalmadı. Verilen sözlere uymak yerine, bildiğini okumaya devam etti.

Hz. Hasan, hakkından vazgeçip köşesine çekilmeyi kabul ederken, onun kardeşi Hz. Hüseyin, hürriyet kılıcını istibdadın başına havale etti. Ne var ki, konjonktürel şartlar bütünüyle Yezid'in istibdadına kuvvet verdiği ve onun barajına su taşıdığı için, Hz. Hüseyin yalnız ve desteksiz bir şekilde o hazin "Kerbelâ Vakası"yla karşı karşıya gelmiş oldu.

«

Hz. Ali ve evlâtları, gerçi fânî, geçici, dağdağalı olan şu dünya saltanatını kaybettiler. Lâkin, onlar kıyamete kadar sürecek bir "manevî saltanat"ın sahibi oldular.