1922'nin sonlarında Ankara'ya gittiğinde, Meclis'te milletvekilleri tarafından resmi bir törenle karşılanan Said Nursî, Ankara'da atmosferin beklediğinden farklı olduğunu, özellikle Milletvekillerinin büyük bir kısmının dini ibadetlere karşı lakayt olduğunu görerek 10 maddelik bir beyanname yayınladı.
Beyannamede özetle, "Siz büyük bir zafer kazandınız ancak bu zaferi Allah'a şükür ve ibadetle taçlandırmalısınız" diyordu. Bu çıkış, mecliste 60-70 milletvekilinin namaza başlamasına vesile olduysa da, yeni kurulan devletin "laik" ve "modernleşmeci" kadrosuyla ilk ciddi sürtüşmenin yaşanmasına neden oldu.1
Bu beyanname sonrası M. Kemal ile Said Nursî arasında özetle aşağıdaki tartışma yaşanmıştır:
Mustafa Kemal, TBMM'nin Divan-ı Riyaseti'ne (Meclis Başkanlığı Toplantı Salonu'na) girdiğinde gördüğü manzara karşısında şaşırır. [Bediüzzaman'ın namaz için hazırlığını yaptığını,] ... bir taraftan da altmış kadar milletvekiliyle sohbet ettiğini görünce çok hiddetlenir. Yüksek sesle: "Hocam, burası Millet Meclisidir, bu ne hâl Biz seni buraya çağırdık ki, bize yüksek fikirler beyan edesin. Sizin yüksek fikirlerinizden istifade edelim. Siz geldiniz, en evvel namaza dair şeyler yazdınız, aramıza ihtilâf verdiniz" diye bağırır. Bunun üzerine daha çok hiddetlenen Bediüzzaman: "Evet burası Millet Meclisi'dir" şeklinde cevap verdikten sonra devam ederek: "Paşa paşa! Kâinatta en yüksek hakikat imandır, imandan sonra namazdır. Namazı kılmayan haindir, hainin hükmü merduttur (reddedilir)" şeklinde cevap vermiştir. Bu gergin hava karşısında tartışmayı sürdürmek istemeyen Mustafa Kemal, orada hazır bulunan milletvekillerine döner ve "Hocam haklıdır" diyerek hiddetini geri almıştır.2
Bu sert diyalog, iki farklı dünya görüşünün ilk büyük kırılmasıydı. Buna rağmen kendisine milletvekilliği, "Şark Umumî Vaizliği" ve yüksek maaş gibi teklifler sunulduysa da Said Nursî, bu teklifleri reddederek "Ben dünyadan ve siyasetten vazgeçiyorum" diyerek Van'a gitmişti.
Aslında, Said Nursî, Ankara hükümetinin milletvekilliği, doğu vilayetleri vaizliği vb. üst düzey tekliflerini; siyasetten uzak durma prensibi, "sırr-ı ihlâs" (ibadeti/hizmeti sadece Allah rızası için yapma) anlayışı ve iman hizmetine odaklanma isteği nedeniyle kabul etmemiştir. Yeni Said döneminde, dünyevî makamları "bâkî" olan ahiret hizmetine engel gördüğü için teklifleri reddetmiştir.

9