Allah'ın işine karışmamak

"Allah'ın işine karışılmaz" atasözünün açıklamasına baktığımızda, şunu görüyoruz; isanların aklı Allah'ın yaptıklarını algılamaya yetmez.

Zira kimi zaman bize kötü gibi görünen şeyler sonuçta iyi; bize iyi gibi görünen işler sonunda kötü olabilir. Bu sebeple olan şeyleri eleştirmek, yorum yapmak yanlış olur.

Aşağıdaki hikâyeyi birçoğunuz biliyordur: Adamın biri; "Ya Rabbi, her yaptığın iyi, hoş da, şu Mayıs böceklerini niye yarattın Bunlar neye yarar" diye içinden geçirmiş... Bir müddet sonra amansız bir hastalığa yakalanıvermiş... Gezmedik doktor bırakmamış. Ama çare bulamamış, sonunda bir ihtiyar kendisine: "Mayıs böceklerinden toplayıp kaynatarak, bunları macun yap, kırk gün aç karnına birer kaşık yut" demiş.

Adamcağız, çaresiz bunu uygulamış ve rahatlamış... Aynı adam; bir gemi yolculuğunda, fırtınaya tutulup batma tehlikesiyle, herkes çırpınıp dururken, kendisi bir kenarda oturup, bu gelişmeleri sükûnetle seyrettiğini görenlere ve bu soğukkanlılığın sebebini merak edenlere şu cevabı vermiş: "Ben Allah'ın işine bir sefer karıştım. Kırk gün Mayıs böceği yedim. Allah'ın işlerine karışmamaya yeminliyim."

Üstad Bediüzzaman; "Gafil olan insan, kendi vazifesini terk eder, Allah'ın vazifesiyle meşgul olur. Evet, insan, gafletten dolayı, iktidarı dâhilinde kolay olan ubudiyet vazifesinin terkiyle, zayıf kalbiyle rububiyet vazife-i sakîlesinin altına girer, altında ezilir. Ve aynı zamanda bütün istirahatini kaybetmekle âsi, şakî, hâin adamların partisine dâhil olur." dedikten sonra bir örnekle konuya açıklık getiriyor: "İnsanın Allah'a karşı ubudiyet, vazifesidir. Terk-i kebâir, takvâsıdır. Nefis ve şeytanla uğraşması, cihadıdır. Amma gerek nefsine, gerek evlât ve taallûkatına hayat malzemesini tedarik etmek Allah'ın vazifesidir." (Mesnevî-i Nuriye, s. 244.)