Evet, adaleti ikame devletin varlık gerekçesidir. Bu yönüyle de devlet adaletle içli dışlı olma keyfiyetiyle sadece sosyolojik değil aynı zamanda ontolojik bir olgudur. Dolayısıyla devletin ikamesi, adaletin ikamesiyle eş anlamlıdır. Devletin bekası adaletin bekasıdır. Hak hukuk deyip ant-i devlet söylemler üretenler ya ne dediklerini bilmeyecek kadar işin cahili ya da ne dediklerini çok iyi bilen kötü emelli, işin haini kişilerdir.
Biz var gücümüzle adaleti ikame uğruna çalışarak, adaleti ikame eden meşru gücün yanında yer alacak ve bu tavrımız kendi aleyhimize bile olsa gayretlerimizden asla taviz vermeyeceğiz. Yine biz sürekli hakkın hakikatin savunuculuğunu yapacak, karşı cephenin adamı anamız, babamız, kardeşlerimiz ve diğer yakınlarımız dahi olsa savunduğumuz hakikatin hatırını onlardan ali tutacağız.
Ne zenginin zenginliğini, ne fakirin fakirliğini tanıklığımızda ne lehte ne de aleyhte ayrıca bir değer ölçüsü kabul etmeyecek, daima haklının yanında, haksızın karşısında yer alacağız.
Can korkusu bizi aktif tanıklıktan alıkoyamaz. Mesele devletin bekası, adaletin ikamesi olduğunda başka her türlü endişe bizim için teferruattır. Korku denen duygunun ilahi cepheye ait kısmı dışında bizim lügatimizde yeri yoktur.
Şu ayetlerde anlatılanların masadağı/ somut örneği olmak en büyük idealimizdir: "Bunca yara aldıktan sonra yine Allah'ın ve Peygamberin çağrısına koşanlar var ya işte onlardan bu güzel davranışta bulunan takva sahipleri için de büyük mükafat vardır.
Birtakım insanlar onlara "İnsanlar size karşı toplanmışlar, onlardan korkun" dediler de bu onların imanını artırdı ve "Allah bize yeter O ne güzel vekildir" diye cevap verdiler.
Bunun üzerine Allah'ın lütuf ve keremiyle kendilerine hiçbir kötülük dokunmadan geri döndüler, Allah'ın rızasına da uymuş oldular. Allah büyük lütuf sahibidir. İşte o şeytan sizi ancak kendi dostlarından korkutur/ işte o şeytan ancak kendi dostlarını korkutur, mümin iseniz onlardan korkmayın benden korkun" (Al-i İmran, 172- 175)

18