Tecrübe atlası: Yeni Altay'ın bilinmeyen hikayesi

FETÖ tarafından haksız yere tutuklanan akademisyenin beraat hikayesi, sistem içindeki ihanetçiların sonunu gösteriyor; peki adalet tecellisi kaç yıl gecikirse hala adalet sayılır mı?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazı, Prof. Dr. Murat Yalçıntaş'ın FETÖ'nün sistem içi sızmasının kurbanı olmasını ve sonradan beraat etmesini anlatarak, devlet görevlilerinin suistimalini ortaya koymaktadır. Yazar, Yalçıntaş'ı ülkenin değerli bir kişiliği olarak görmekte ve FETÖ üyeleriyle bağlantılı yargıçların cezalandırılmasını adaletin tecellisi olarak göstermektedir. Ancak, sistem içi yapısal sorunlar çözülmeden bireysel cezalandırmalar, benzer haksızlıkları önleyebilir mi?

Kitapta anlatılanlar bir tankın başarı hikayesi olmasının çok ötesinde anlamlı alegorik muhtevaya sahip. Tarih yaparken aynı zamanda tarih yazmanın önemli ve verimli yanını da buluyoruz kitapta. Sıradan satırlara sırlanmış ince detaylar okuruna yol gösteriyor, başarıyı tanımlarcasına. Aslında detay diye bir şey olmadığını ve aslın o detayların bütünü olduğunu anlıyorsunuz satır aralarında gezinirken.

Yaşadıklarını anlatırken bile üçüncü bir şahıs gibi karşıdan seyredebiliyor yaşadıklarını, aktardıklarını. Bu ustaca anlatım sayesinde okurla olay arasına girmeden okurla olayı buluşturuyor ve özdeşleştiriyor. Her okuyucu kendini bu olayın öznesi hatta kahramanı gibi hissedebiliyor. Şüphesiz bu anlatım tarzı bir dil ustalığı değildir; aynı zamanda egodan, benden, bencillikten arınabilmiş olmanın bir tezahürüdür.

Murat Yalçıntaş'ın FETÖ tarafından hedef alınması da hiç şaşırtıcı değildir. Çünkü onlar bu ülkeye ait her türlü değeri yok etmekle vazifeli hain bir güruhtur. Murat Yalçıntaş bu ülkenin yetiştirdiği önemli bir değerdir; Fetö'nün ona yaptığı hainlik de bunun bir tescilidir.

Olayı özetleyerek kendisinden dinleyelim: "Ekim 2010'da Amerika'da gerçekleşen 29. Amerikan -Türk konseyi (ATC) toplantısına konuşmacı olarak davet edilmiştim. Toplantının yapıldığı Washington'da bulunduğum sırada hakkımda gözaltı kararı çıkarıldığını öğrendim. Aldığım ortak tavsiye ise işin arkasında kimlerin olduğu anlaşılana kadar Amerika'da kalmam ani bir dönüş yapmamamdı. Ancak ben bu önerileri dinlemedim. Türkiye'ye dönmemek, kendimi suçlu ilan etmek demekti. Bu düşünce ile programımı yarıda bırakarak bulduğum ilk uçakla Ankara'ya döndüm. Esenboğa Havalimanına indiğimizde emniyet mensupları beni uçaktan alarak doğrudan Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne götürdüler. Burada birkaç gün misafir edildim, ifadem ise avukatım Ramazan Arıtürk'ün refakatinde alındı. Hakkımda, "Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, yüksek yargı mensubuna rüşvet vermek, bu suça teşebbüs etmek ve nitelikli dolandırıcılık" şeklinde ağır ithamlar vardı.

Ankara Emniyet Müdürlüğü'ndeyken bir sabah oldukça erken bir saatte, nedenini o an tam anlayamadığım bir aceleyle Ankara Adliyesi'ne sevk edildim. Nöbetçi mahkeme hakkımda "delil karartma şüphesi" gerekçesiyle tutuklama kararı verdi. Böylece Sincan 2 No'lu L tipi Kapalı İnfaz Kurumu'na gönderildim. Yaşadığım bu süreç ve Sincan'da geçirdiğim 40 gün hayatımın en sarsıcı ama en öğretici dönemlerinden biri olarak hafızama kazındı.

Tahliyemin ardından başlayan yargılama süreci yaklaşık iki yıl sürdü. Dava Yüce Divan'da görüldü. Nihayet 19 Aralık 2012 tarihinde mahkeme hakkımda tüm suçlamalardan beraat kararı verdi. Böylece üzerimdeki gölge kalktı, adaletin tecellisiyle iç huzura kavuşabildim.