Misak- kopuş- ve sonrası

Misak- kopuş- ve sonrası
LATİF ERDOĞAN

"Kıyamet gününde 'Biz bundan habersizdik' demeyesiniz diye, hani Rabbin Ademoğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini çıkarmış ve onları kendilerine şahit tutarak 'Ben sizin Rabbiniz değil miyim' demişti. Onlar da: 'Evet, Rabbimizsin, şahit olduk' demişlerdi.

Yahut, atalarımız daha önce şirk koşmuşlardı. Biz onlardan sonra gelen bir nesil idik, şimdi o batıl yolu tutanların yaptıkları yüzünden bizi helak mı edeceksin, demeyesiniz diye (bu misakı almıştık). Belki inkardan dönerler diye ayetlerimizi böyle açıklarız." (Araf, 172-174)

Sözlükte "güvenmek, itimat etmek" mânasındakisika(vüsûk) veya "sağlam ve muhkem olmak" anlamına gelenvesâkakökünden türemiş bir isim olanmîsâk"kuvvetli ahid ve antlaşma" demektir. Dinî metinlerde "Allah ile peygamberler ve kullar arasında gerçekleşen antlaşma" anlamında kullanılmaktadır.

Kur'ân-ı Kerîm'de sika kavramı fiil ve isim kalıplarıyla otuz âyette otuz dört defa yer almakta, bunlardan mîsâk kelimesi de yirmi üç âyette yirmi beş defa geçmektedir. Kur'an'da ahid ve mîsâk kelimeleri genellikle birbirinin yerine geçecek şekilde kullanılmakla birlikte ahid geniş mânada her türlü dinî, siyasî ve sivil anlaşmayı ifade etmekte mîsâk ise daha ziyade dinî mahiyette ve bir nevi kayda bağlanmış veya pekiştirilmiş sözleşmeye işaret etmektedir." (TDV)

Her insan fıtrat dini olan İslam üzere doğar. Sonra anne- babası onu Hristiyan, Yahudi veya bir başka dinden yapar. Bu açıdan da her doğan çocuk masum doğar. Sonra kendi iradesinin de devreye girmesiyle ya çeşitli günahlara girer, mahiyetini bozar ya da yaratıldığı fıtrat üzere sabitkadem olur, fıtratını korur, Müslüman olarak doğduğu gibi öyle yaşar ve öyle ölür.

İnsan vardır, ilk günkü misakından döner, ilk yaptığı tanıklıktan yüz çevirir, insan da vardır misakını sağlam tutar, ilk günkü tanıklığının ismetini bir ömür boyu korur, kendini ve fıtratını yalanlama gibi bir tenakuza düşmez ve sözünde durmuş bir kutlu kişi olarak Rabbine rücu eder.

Fıtratı korumak çok önemlidir. Fıtratla oynamak ise bir o kadar tehlikelidir. İçimize yerleştirilmiş din olgusuyla oynamak ise hepsinden tehlikelidir. İşte içinde bulunduğumuz çağın en tehlikeli yanı da budur.

Kapitalizm, komünizm gibi dine doğrudan cephe açmadı. Fakat dindarlığı dünyevilik ile asimile etti. İnsanları farkında olmadan kendilerinden, öz benliklerinden ve elbette ki o öz benliğin en kuşatıcı aidiyeti olan dinden uzaklaştırdı. Önce dini sadece vicdana hapsetti, sonra da vicdanları karartarak mahpus dini işlevsiz hale getirdi.

İnsiyaklarımızla çırpınıyoruz. Fakat mahiyetimizdeki köklü reaksiyonların bilincinde değiliz. Kökünden koparılmış ağaç gibiyiz. İnsanlığı semere veremiyoruz. Her davranış ve hareketimiz bizden yabanda duruyor. Ne kendimizi ne de insan çizgisinde buluştuğumuz paydaşlarımızı tanıyoruz.

Suçun şahsiliği artık kimseyi ilgilendirmiyor. Savaşlarda çocuklar, bebekler, kadınlar, yaşlılar, ilk vurulması gereken hedefler haline geldi. Amerika, İran'daki bir ilkokulu canice vurdu; 170 çocuğu katletti. İsrail Gazze'de kanına girmediği çocuk, bebek bırakmadı.

Esved b. Seri (r.a.) anlatıyor: "Allah Resulü ile beraber dört gazvede bulundum. Kavim (sahabe topluluğu), savaşanları öldürdükten sonra çocuklarını alıp öldürmeye başladılar. Bu durum Allah Resulüne ulaşınca ona çok ağır geldi, öfkelendi ve şöyle buyurdu: Bu kavme ne oluyor ki zürriyetlerini alıyorlar/ soykırım yapıyorlar. Birisi:"