Bazı temel düşünceler

Mesela: İktiran, yani sebeple sonucun birbirine çok yakın fakat birbirinden bağımsız iki ayrı olgu olduğu, sebebin veya sonucun birbirine karşılıklı ve zorunlu bir varlık gerekçesi olmadığı fikri özgün bir temel düşüncedir.

Bu temel düşünceye sahip kişi, olayları yorumlarken sebep ve sonuçlara determinist bir bakış açısıyla yaklaşmaz. Sebepleri ve sonuçları ayrı ayrı değerlendirir; aradaki yakınlığın hikmet perdesini aralar. Sebeplere tesiri hakiki vermek gibi bir yanlışa düşmez.

Mesela: Manay-ı harfi özgün temel bir düşüncedir. Harf Arapçada, kendi başına müstakil bir manası olmayan ve cümleye girdiğinde bir mana kazanan kelimelere denir.

Bütün eşya ve hadiselere bu bakış açısıyla bakmak, var oluş denilen hiçten, yoktan varlığa erişin onları var edenle irtibatını önceler. Eşya ve hadislere müstakil mana yüklemek ise var oluş - var ediş arasındaki irtibatı koparır; irtibatla elde edilen bütün mana ve değerleri kaybettirir. Bir atom manayı harfi bakışıyla bütün bir kainat kadar değer kazanırken, aksi bakışla bütün kainat bir atom kadar bile bir değer ifade etmez olur.

Manay-ı harfi bakışı insanı şirkten kurtarır. Tevhidi bakışı, her olaya, her olguya hakim kılar. İnsanı elde ettiği başarılar sebebiyle küstahlaşmaktan, benliğe yenik düşmekten muhafaza eder. İnsana haddini bildirir. Başkalarına haddinden fazla mana yükleme zaafına düşülmesini de engeller.

Mesela: "Heme ost değil heme ez ostur/ Hepsi O değil hepsi O'ndandır" düşüncesi özgün temel bir disiplindir.

Bu disipline sahip olan kişi, vahdet-i vücut etrafında dönüp duran tartışmalarda ifrat ve tefritten kurtulur. İstikametli bir düşünceye sahip olur.

Vahdet-i vücut, seyru sülukta uğranılan mertebelerden biridir. Hakiki manada bu mertebeye ulaşan kişi kendi varlığını bütün bütün terk eder, kendi varlığını terk ettiği gibi Allah'tan gayrı hiçbir varlığın varlığını hissetmez. Kesrette teklik yaşar. La mevcuda illa Hu, der.