Gülhane'de, asırların yorgunluğunu çatlamış kabuğunda taşıyan o yaşlı çınarın altındaydım. Yaprakları titretecek en ufak bir esinti yoktu. Havanın o boğucu ve kurşuni ağırlığında, suyu bulandıracak tek bir fırtına emaresi dahi belirmiş değildi. Kendi gövdesinden sömürdüğü özsuyunun kibrini taşıyamayan devasa bir dal, ağır bir çatırtıyla kopup toprağa kapaklandı.
Parçalanan ahşabın toprağa sızan o acı sızısı, nemli yosunların sessizliğine karıştı. Dışarıdan hiçbir balta inmemiş, tabiat aniden çıldırmamıştı. Gövde, dışarıdan gelen bir darbeye değil, içinden büyüttüğü o doymak bilmez ağırlığa yenilmişti.
Bu toprağın sükûnetini dinlerken, Karpatlar'ın ötesinden çok daha ağır bir çöküşün yankısı ulaştı.
Geçtiğimiz yılın Haziran ayında yola çıkan Romanya hükümeti, kendi içinden üreyen o bitmek bilmez iştahın kurbanı olup büyük bir gürültüyle içeri göçtü. Meclis çatısı altında yaşananlar bir tutanak soğukluğunda kayda geçti. 402 milletvekilinin 281'i, ülkenin stratejik varlıklarını haraç mezat özelleştirmeyi hedefleyen Bolojan Planı'na karşı el kaldırdı. Siyasi yelpazenin birbirine temas etmez iki zıt ucu olan merkez sol PSD ile aşırı sağcı AUR, devleti yoksullaştırma dalgasına karşı aynı safta hizalandı. Başbakan, oylama sürerken salonu terk etti. Cumhurbaşkanı, ülkesinin Batı rotasının değişmeyeceğini ilan etti.
Ağacı deviren dışarıdan esen rüzgâr değil, içini oyan kurdun pervasızlığıydı. Kendi toprağının emeğini açık artırmaya çıkaran hiçbir siyasi kurgu ayakta kalamazdı.
Balkanlar'da menfaat çatışmalarının o boğucu tozu havaya kalkarken, pusulamızı güneye, Akdeniz'in o derin sükûnetine çevirdiğimizde karşımıza bambaşka bir fotoğraf çıkıyor.
Bükreş'teki meclis kapıları savrularak kapanırken; Ankara'da Türkiye-Cezayir Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi çatısı altında tarihi bağları somut adımlarla ilmek ilmek dokuyan, kökleri yüzyıllara uzanan o derin anlaşmalara imzalar atılıyordu. Bir yanda devletin elinde avucunda ne varsa satmakla suçlanıp kendi meclisinden kovulan bir yapının bıraktığı enkaz vardı; diğer yanda sınırların ötesine uzanıp, bölgesel ve küresel dengeleri sarsılmaz temellerle yeniden inşa eden o serinkanlı irade.
Bu köklü diplomasi, rotasını yalnızca güneye değil, ufkun en doğusundan kopup gelen o dilsiz ve amansız yürüyüşe de çeviriyordu. Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler'in, savunma sanayisinin o vakur koridorlarında Çin Büyükelçisi Jiang Xuebin ile bir araya gelmesi, ajanslara düşen sıradan bir protokol cümlesi değildi. Bu, ihtirasla bağıranların değil, sabırla inşa edenlerin birbirini tarttığı bir masaydı. Karşımızda geleceği şatafatlı manşetlerde aramayan; uzayın dondurucu boşluğunda sessizce bir kelebek uçuran, denizin en dip karanlığına inen ve asıl sarsıcı hamlesini sıradan bir günün içine usulca gizleyen o doğulu sabır var. İnşayı bir panik dalgasıyla değil, gündelik hayatın kılcal damarlarına sızan bir iklim gibi kurgulayan bir gelenek.

25