Küresel uyanış için şükran duyabilmek

Ankara'nın o keskin ayazı tenimize değil, doğrudan şuurumuza işledi; bu yüzden bugünlerde sadece bir soğuk algınlığı değil, ruhumuzda derin bir humma nöbeti yaşıyoruz... Huzurunuzdaki bu fani; kendi şahsi kederinin değil, memleketin o ağır yükünün hamalıdır ve bugün hakikati süslü laflarda değil, verilerin o acımasız ama dürüst aynasında aramaktadır. Size St. Petersburg'un soğuk tavan arasından değil, yağmurlu bir İstanbul akşamında, önümdeki dijital ekranlardan akan Türkiye fotoğrafına bakarak sesleniyorum. Eğer şu an camı açıp, ciğerlerimi doldurarak o yağmura karışan bir sesle "heeyy" diye bağırsam, duyacağınız mesafeden, algoritmaların akıp gittiği ve gözümle teyit edebildiğim o gösterge panelinin başından yazıyorum. Gözümün önünde yanıp sönen ışıklar, bir çelişkiyi değil, bilakis büyük bir doğumun sancılarını haber veriyor. Önümde iki farklı Türkiye akıyor; biri başı göklere değen, küresel masalarda oyun kuran bir dev; diğeri ise ayaklarına dolanan prangalardan kurtulmaya çalışan, geçim derdindeki bir halk. Ve bu satırların yazarının vazifesi, bu iki fotoğrafı çarpıştırmak değil, ruhlara tutulan bir aynada hakikati bütünlemektir.

Bir yanda, devlet aklımızın uluslararası arenadaki o vakur duruşunu iftiharla izliyorum. Dışişleri Bakanımız Sayın Hakan Fidan'ın Berlin'de, "Bir kulübe gidecekseniz oranın kuralı vardır" diyerek Avrupa ile ilişkileri stratejik bir hedef olarak koyması ve ticaret hacmimizi 60 milyar dolara taşıma iradesi , hepimizin göğsünü kabartan bir büyük devlet tavrıdır. Türkiye, Suriye için yeni bir siyasi yazılım önererek , sadece bölgesel değil, küresel barışın mimarı olmaya aday olduğunu Berlin'in soğuk salonlarında ısıtarak dünyaya ilan etmektedir. Ancak Berlin'de bu "yeni yazılım" konuşulurken, Ankara'da devletin işleyen çarklarının da aynı ahenkle dönmesi, pasından arınması gerekmektedir.

Şimdi sizi o parlak ekranların başından alıp, devletin o kalın ve soğuk duvarlarının ardındaki loş koridorlara davet ediyorum. Kulağınızı dayayın o duvarlara; duyacağınız ses bir çöküşün gürültüsü değil, paslanmış çarkların sökülüp atılırken çıkardığı o metalik ve sancılı gıcırtıdır. Başkentte Jandarma'nın, bir zamanlar teşkilatın kritik makamlarında oturan bazı isimleri soruşturması ve gözaltına alması ; dışarıdan bakıldığında bir kriz gibi görünse de, hakikatte devletin bağırsaklarını temizleme ve arınma cehdidir . Ancak bu süreç, kaba bir tasfiye değil; bilakis Ankara'da referans seçiminin ve geçmişin o karmaşık ilişkiler ağının, 8 boyutlu bir hassasiyetle incelenip hesapların öyle kapatılmasını zorunlu kılan ince bir cerrahidir. Bir zamanlar dokunulmaz sanılan yapıların şimdi hukukun pençesinde hesap vermesi , bağışıklık sisteminin saat gibi işlediğinin en berrak delilidir.

Ve İmralı... O soğuk duvarların arasından gelen ses, tarihin en garip cilvelerinden birini fısıldıyor: Dün ölümün soğuk nefesiyle anılan bir çıkmazın, bugün devlet aklının o geniş terazisinde bir 'hal yoluna' evrilmesi... Bir zamanlar çözümsüzlüğün sembolü olan bir figürün, bugün devletin çizdiği çerçevede bir rol üstlenmesi , sıradan bir pazarlık değil, coğrafyanın kaderinin yeniden yazıldığı bir yüzleşme anıdır. Bu sancı, sadece bir temizlik değil, aynı zamanda büyümenin sancısıdır.

Tam bu satırları yazarken, gösterge panelimin "Küresel Tehditler" sekmesinde kıyamet alametlerini andıran veriler akıyor. Wall Street Journal'ın sızdırdığı raporlar, Almanya'nın Rusya'ya karşı bir savaşa hazırlandığını fısıldarken ; Birleşmiş Milletler'in, uzaydan gelen "3I Atlas" cismi için gezegen savunma sistemlerini devreye soktuğu görülüyor . Dünya böyle bir hercümerç içindeyken; panelimin kuzey cephesinde, Karadeniz'in hırçın sularından alev rengi bir veri akışı düşüyor önüme. Kefken açıklarında KAIROS ve VIRAT gemilerinden yükselen dumanlar , belki de o küresel yangının bir kıvılcımıdır. Lakin o alevlerin arasından; 19'u Çinli, 4'ü Bangladeşli, biri Myanmarlı ve biri Endonezyalı olmak üzere o geniş Asya coğrafyasının evlatları olan toplam 25 canın; devletin şefkatli eliyle o cehennemden çekip alınması , ambulanslarda ilk nefeslerinin tazelenip güvenle sevk edilmesi... . İşte bu, devletin sadece içerideki uru temizlerken değil, dalgaların arasındaki mazlumu kurtarırken de 'hazır ve nazır' olduğunun resmidir.

Peki ya insanımız O büyük vizyonun öznesi olan milletimiz Berlin'de yapay zeka ve yüksek teknoloji konuşulurken , benim esnafım dijitalleşmenin vahşi yüzüyle boğuşuyor. Restoran sahiplerimiz, yüzde 40 oranlarına varan komisyonlarla kendilerini ezen yemek şirketlerine karşı bir varoluş mücadelesi veriyor . Kadınlarımız, aynı ürüne sırf kadın ürünü olduğu için daha fazla ödedikleri Pembe Vergi adaletsizliğiyle sınanıyor . Gençlerimiz... Ah benim istikbalim! Berlin'de övülen o işbirliği ikliminden faydalanmak yerine, yeteneklerini İngiltere'ye gitmek için Küresel Yetenek vizesi kuyruklarında harcıyor, orada da vize belirsizlikleriyle boğuşuyor .