Yazar, Nikol Paşinyan'ın sosyal medya aktivizmini geleneksel güç mücadelesinin çaresizliği olarak görmekte, asıl tehlikenin insansız sistem ve yapay zeka çağında liderliğin ahlaki temelden kopması olduğunu savunmaktadır. Erdoğan'ın algoritma manipülasyonuna karşı uyarısını örnek verirken, erdem ve onurla yönetilen ordular ile teknolojiyle donatılmış ama insani değerlerden uzak sistemler arasındaki farkın belirleyici olduğunu ileri sürmektedir. Peki insani erdem ve ahlak, robotik savaş çağında gerçekten fark yaratabilir mi?
Nikol Paşinyan, 30 yıllık hayat arkadaşı Anna Hakobyan sarayı terk ederken vatandaşlarına sosyal medyadan kalp attı. Yetmedi, Gürcistan ziyaretinde bir mekanda bateri çaldı. Bunlar da yetmedi; arabayla şarkı söyleyen, yemek yiyen, geziye çıkan videolar sıralandı. Bütünü okunduğunda tablo netti: "Ben gayet iyiyim" kampanyası.
Bunu izlerken insan duraksıyor. Ama duraksamadan önce şunu sormalı: Aynı şeyi bir Türk siyasetçi yapsa ne olur
Bu pazar Galatasaray ile Fenerbahçe RAMS Park'ta şampiyonluk derbisine çıkıyor, saat 20.00. Diyelim ki bir siyasetçi derbi gecesi Galatasaray'ın golünü kutlarken locadan çocukluk aşkına kalp yaptı, ertesi gün de Beşiktaş'ın galibiyetini alkışlayarak dengeyi kurmaya çalıştı. Sosyal medya ne der Zaten biliyoruz: Önce taraftarlığı linç edilir, sonra aşkı, sonra makamı.
Ama Paşinyan'a güleriz.
Bu çifte standart ilginç. Siyasetçiye izin verilen duygu yok aslında. Sevinirse "soytarı", ağlarsa "zayıf", kalp atarsa "aymazlık", bateri çalarsa "bunalım geçiriyor." Makamın getirdiği yükümlülük, insanlıktan çıkmayı da kapsıyor mu
Neyse. Sahneden çıkıp gerçek sahneye gelelim.
Paşinyan'ın ülkesi Ermenistan, birkaç yıl önce Dağlık Karabağ'ı kaybetti. Azerbaycan, 100 yıl önce sahip olduğu toprakları geri aldı; bunu başaran silah geleneksel ordu değil, insansız hava araçlarıydı. Geleneksel askeri güç birkaç haftada çöktü. O günden bu yana Paşinyan ne yaptı Barış görüşmeleri, tavizler, sosyal medya kalpleri.
Bugün aynı savaş yeniden olsaydı, fark eder miydi
Büyük ihtimalle hayır. Çünkü o savaş artık çok daha hızlı biter.
Paşinyan'ın bateri ritmi ile Çin'in algoritmik savaş ritmi arasındaki fark, işte tam da tarihin hızlanmasıdır. Biri eski dünyanın ağıtını çalarken, diğeri yeni dünyanın marşını yazıyor.
Çin bu yıl Yeni Yıl galasında kılıç sallayan insansı robotlar gösterdi. Sahne parlaktı ama asıl haber orada değildi. Çin Halk Kurtuluş Ordusu'nun (PLA) bir test gösterisinde tek bir asker, aynı anda 200 otonom insansız aracı yönetti. Tek operatör, 200 silah sistemi. Bunu bir saniye düşünün.
Geleneksel ordu mantığı şudur: Daha fazla asker, daha fazla güç. Bu mantık artık işlemiyor. Yeni denklem şu: Daha iyi algoritma, daha fazla güç. Algoritmanın nüfus ihtiyacı yok, maaş ihtiyacı yok, cesarete ihtiyacı yok. Uykusu yok, yorgunluğu yok, korkusu yok.
Çin bunu tesadüfen keşfetmedi. PLA, 1979'dan bu yana gerçek anlamda savaşmadı; ordu içinde sahadan gelen deneyim neredeyse sıfır. Bu boşluğu kapatmak için yapay zekaya yöneliyor, makinelere savaş kararı verme yetkisi devrediyor. Askeri tarihte ilk kez, savaş deneyimi olmayan bir ordu bu açığı otomasyon ile kapatmaya çalışıyor.
Peki bu güç dengesini yüzde kaç değiştirir
Tarih boyunca askeri güç üç şeye bağlıydı: insan sayısı, silah kalitesi, coğrafya. Şimdi dördüncü değişken girdi: otonom sistem sayısı ve bu sistemleri yönetecek yapay zekanın kalitesi. Küçük bir ülke milyonluk ordu besleyemez. Ama teknolojiyi elinde bulunduruyorsa on binlerce insansız sistemi çok daha ucuza işletebilir. Bu, orta boy devletlerin güç projeksiyonunu kökten değiştirecek bir denklem.
Daha tehlikelisi şu: Siber ordular artık sadece ağlara saldırmıyor, fiziksel sistemleri yönetiyor. Bir siber saldırı artık rakibin elektriğini kesmiyor; rakibin savaş robotlarını ele geçirip kendi tarafına çevirebilir. Hatta biraz daha ileri gidersek: kendi medyasını kurup yetmeyip mevcut medyayı nitelikli biçimde yönetme kapasitesine de sahip olabilir. Görsel, ses, metin; üçü birden, aynı anda, sessiz sedasız. Hem de bütün liyakat kurallarına uyarak.

19