Bugün Antalya'da festival var. Kortej birazdan yola çıkacak, akşam kırmızı halı serilecek. Aynı gün, Saraybosna'da 1992'de yanan bir kütüphanenin hatırasına dünya kütüphaneler günü anılıyor. İkisini yan yana koyunca insan ister istemez durup düşünüyor: Bir yanda ışık, diğer yanda kül. Peki biz neyi hatırlıyoruz
Hafıza kırılgandır. Bunu en acı biçimde Saraybosna'da gördük. Ulusal ve Üniversite Kütüphanesi yanarken kitaplar pencerelerden aşağı atıldı. Kurtarılabilenler elden ele taşındı; kurtarılamayanlar küllere karıştı. O gün yok olan sadece kâğıt değildi; bir şehrin kendini anlatma biçimiydi. Kütüphane raflardan ibaret değildir, bir toplumun hafızasını tutan yerdir. Yakılan da buydu.
Sinema da benzer bir iş yapar: görüntüyü saklar, yüzleri, kentleri, dönemleri kaydeder. Ama sinemanın hafızası kendiliğinden ayakta kalmaz. Onu taşıyan emektir, kurumdur, seyirciyle kurulan bağdır. Altın Portakal'ın bu yıl 63. kez perde açması, "Daima" demesi bu yüzden boş bir slogan değil. Menderes Samancılar ve Tilbe Saran'a Onur Ödülü, Abdurrahman Keskiner ve Suzan Kardeş'e Sinema Emek Ödülü verilmesi de aynı şeye işaret ediyor: Bunu unutmadık.
Bugün Antalya'da kortej caddelere taşacak, akşam kırmızı halı serilecek. Bir yanda festival coşkusu, diğer yanda Saraybosna'da yanan kütüphanenin sessizliği. Kütüphaneler ışıkla değil sessizlikle çalışır, sinema görüntüyle. Ama ikisi de aynı işi yapar: Hafızayı taşır. Biri perdede, diğeri rafta.
Dijitalleşme hem sinemayı hem kütüphaneyi dönüştürüyor. Filmler hard disklerde, kitaplar ekranlarda. Bu, hafızanın daima kalmasını kolaylaştırıyor mu, yoksa daha mı kırılgan hale getiriyor Bir yangın kitapları yok edebilir; bir elektrik kesintisi, bir sunucu hatası, bir sansür filtresi de dijital hafızayı silebilir. Saraybosna'da insanların alevlerin arasından kitap kurtarması, hafızanın ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyordu. Bugün kırılganlık daha görünmez ama daha yaygın.

18