Gördüğümüzden daha fazlası

İnsanları tanıdığımızı sanmak, onları gerçekten tanımaktan daha kolaydır.

Bir davranış görürüz, gerisini zihnimiz tamamlar. Bir cümle duyar, o cümlenin sahibine dair bir hüküm kurarız. Bir tercihle karşılaşır, o tercihe gelene kadar yaşananları hesaba katmadan karar veririz. Bir insanın hayatından birkaç dakikaya bakıp, yıllarını anlamış gibi konuşuruz.

Oysa hiçbir hayat bize bütünüyle görünmez.

İnsanın taşıdığı yükün tamamı yüzünde yazmaz. Vazgeçtiği ihtimaller, kapanan kapılar, karşısına hiç çıkmamış yollar dışarıdan görünmez. Biz çoğu zaman sonuca bakarız. Sonucun arkasındaki şartlar ise sessizce yerinde durur.

Belki de insan hakkında hüküm vermeden önce yapılması gereken en zor şey, kendi gördüğümüzün bütün olmadığını kabul etmektir.

Bir babanın çocuğu için aldığı kararı düşünelim. Dışarıdan bakıldığında gereğinden fazla sert, gereğinden fazla suskun ya da anlaşılması güç gelebilir. O kararın arkasında yıllardır taşınan bir endişe, söylenmemiş bir söz veya çocuğunu korumak için göze alınmış bir fedakârlık olabilir. Biz yalnızca kararın kendisine bakarız; o kararı ağırlaştıran yılları görmeyiz.

Bu, her tercihi doğru kabul etmek anlamına gelmez. Tam tersine, hüküm vermenin sorumluluğunu artırır.

Bir insanın kararını anlamaya çalışmakla o kararı onaylamak aynı şey değildir. Önce ne olduğunu anlamak, sonra kendi hükmünü kurmak gerekir.

Devletler için de ölçü değişmiyor.

Bir ülkenin aldığı kararı yalnızca sonucuna bakarak anlamaya çalışmak ne kadar eksikse, bir insanın hayatını yalnızca son tercihi üzerinden okumak da o kadar eksiktir. Devletlerin önündeki seçenekler; tarih, coğrafya, güvenlik, ticaret ve enerji yollarıyla birlikte şekillenir.

Bugün bunun izlerini bölgemizde görmek mümkün.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasındaki savunma iş birliği yeni bir bölgesel güvenlik hattının unsurlarından biri olarak öne çıkıyor. Enerji tarafında ise Irak petrolünün kuzey güzergâhları üzerinden taşınmasına ilişkin gelişmeler, Ceyhan'ın bölgesel enerji denklemindeki yerini yeniden gündeme getiriyor.

Bir tarafta savunma anlaşmaları kuruluyor.

Başka bir tarafta petrolün yönü değişiyor.

Bir masada güvenlik konuşuluyor.

Başka bir masada güzergâh aranıyor.

Haritada ayrı görünen çizgiler, hayatın içinde birbirine değiyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'ndaki konuşmasında vurguladığı bölgesel sahiplenme yaklaşımı da bu çerçevede okunabilir. Bölge ülkelerinin kendi meselelerinde daha fazla sorumluluk üstlenmesi düşüncesi, yalnızca siyasi açıklamalarda değil, savunma, enerji ve ulaşım hatlarının yeniden şekillendiği sahada da karşılık buluyor.

Fakat burada da acele hüküm vermemek gerekiyor.

Bir haritaya bakıp bütün yolu bildiğimizi sanmak, insanın yüzüne bakıp bütün hayatını bildiğimizi sanmaktan çok farklı değil.