Bir coğrafyaya ayak basmak, onun yollarından geçmektir. El üstünde tutmak ise o yolların kenarında yaşayan insana yer açmaktır. Bu işin bir adabı var: el üstü adabı. Diyarbakır'dan İran'a doğru pedal çeviren bisikletçiler bu adabı yanlarına almış. Minab'da hayatını kaybeden çocukların ailelerine duydukları yakınlıkla yola çıktılar. Şehir şehir ilerledikçe farklı kültürlere ve gündelik hayatlara tanıklık ediyorlar.
Bu tanıklık bisiklet hızında, sabırla yaşanır. Sabahın serinliğinde asfaltın üzerinden buğu kalkar, zincirin sesi iki tekerleğin ritmine karışır, rüzgâr uzaktaki bir çay ocağının kömür kokusunu getirir. Zaman yavaşlar. Hız bir ülkeyi tek bir görüntüye sığdırır, pedal ayrıntıya yaklaştırır: bir kapı eşiğine, bir semavere, bir selama. Yolcu el üstü adabını o ayrıntılarda öğrenir.
Ayrıntılar toplandıkça ülkenin kendisi de genişler. Bir ülke başkentinden de gündem başlıklarından da büyüktür. Şehirler arasında yol alan, her durakta başka bir sofra, başka bir ağız, başka bir gelenek bulur. Bu çeşitlilik coğrafyanın servetidir. Onu yakından görmek, komşuyla ünsiyeti derinleştirir.
Kum'da bu ünsiyet kapıdan içeri bir selamla girdi. Belediye heyeti bisikletçileri bir araya getirdi. Kum Belediye Başkanı ortak kültürel değerlerin ve bu yolculuğun kıymetinden söz etti, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a hürmet ve selamlarını iletti. Selam, mesafeyi kısaltır.
Mesafe kısaldıkça hatıralar da yakınlaşır. Bu yolun hafızasında Kerbela da var. Hatıra, avucun içinde taşınan bir kandile benzer. Rüzgârda elin siper olması gerekir. O eli taşıyanlara, o sofrada oturanlara gösterilen saygı, kandile gösterilen saygının ilk hâlidir.

4