2008 küresel finans krizinden bu yana dünya ekonomisinin görünmeyen fay hatları giderek daha belirgin hale geliyor. Bu fay hatlarının merkezinde ise ABD'nin doların uluslararası rezerv para olma özelliğini koruma çabası yer almakta. Yaklaşık seksen yıldır işleyen mevcut küresel ekonomi- politik düzenin en kritik sütunlarından birisi dolar merkezli finansal mimariydi. Ancak son on beş yılda bu mimarinin ciddi şekilde sorgulandığı bir döneme girmiş durumdayız. ABD, 11 Eylül sonrasında sertleşen jeopolitik üslubuyla, BM şartına bakmaksızın, 'vahşi batı' kurallarına dayalı askeri, ekonomik ve ticari operasyonları hızlandırdıkça, ABD dolarının rezerv para olma özelliğini, güvenilir liman özelliğini bizzat kendisi aşındırmaya başladı.
Bu gelişme ise tuhaf bir şekilde, ABD'yi giderek sertleşen üslubunu gözden geçirmesi yerine, doların küresel rezerv para rolünü korumak adına, daha da sert bir jeopolitik süreç yönetmeye yöneltti. Ancak, ülkelerin giderek ABD ile aralarına mesafe koymaya başladıkları bu kibirli tavır, dikkat çekici bir paradoksu da tetikledi. Washington, doların güvenilirliğini koruma iddiasıyla yaptığı her sert üsluba dayalı tavır, Birleşmiş Milletler sisteminin dışına taşan ve uluslararası meşruiyeti tartışılan askeri operasyonlara yönelim, esasen dolara olan küresel güveni bir kat daha aşındırdı. Bu durum dünya kamuoyunda şu sorunun giderek daha yüksek sesle sorulmasına yol açıyor: Küresel finans sisteminin omurgası olan doları, ABD artan bir tempoyla uluslararası hukuk ve kurumları zayıflatılarak korumaya çalışacak
İşte, İran başlığı da tam da bu noktada, yeni küresel düzen tartışmasının merkezine oturmuş durumda. Son 15 yıldır İran, petrol satışının önemlice bir kısmını dolar dışı mekanizmalarla gerçekleştirmekte. Özellikle Çin ile yürütülen ticarette altın ve yerel para birimlerinin devrede olduğu malum. Bu durum yalnızca ekonomik bir tercih değil; aynı zamanda dolar bazlı küresel enerji sistemine yönelmiş stratejik bir meydan okuma olarak da değerlendirildi. Uzun yıllar boyunca Körfez ülkeleri petrol ticaretini dolar üzerinden gerçekleştirirken, elde ettikleri gelirlerin önemli bir bölümünü Amerikan finans sistemine yönlendiren bir modelin de parçası oldular. Bu düzen, enerji piyasası ile dolar arasında güçlü bir bağ kuran petro-dolar mimarisinin temelini oluşturdu.
ABD, sadece kendisine yönelen Körfez sermayesi ile yetinmeyip, sattığı trilyon dolarlık Amerikan silahları ile, 'Ben Sizi korurum' demeyi de ihmal etmedi. Ancak son dönemde bölgedeki güvenlik dengeleri sarsılırken, önce İsrail'in Katar'a yaptığı saldırı, ardından son ABD-İsrail-İran gerginliğinde, Körfez başkentlerine yağan füzeler, Körfez ülkelerinin jeostratejik hesaplarını yeniden gözden geçirmelerine sebep oldu. İran ile yaşadıkları gerilimler, bölgesel güvenlik riskleri ve büyük güç rekabetinin bölgeye taşınması yeni bir denklem oluşturmakta. Bugün İran meselesi bu nedenle sadece bir güvenlik veya nükleer program tartışması değil; aynı zamanda yeni küresel düzenin

33