5. yılına ilerleyen Ukrayna Savaşı ve yeniden tırmanan İran Savaşı ile, Karadeniz'den Hürmüz'e, Kızıldeniz'den Doğu Akdeniz'e uzanan geniş coğrafyada artan jeopolitik gerilimler, küresel enerji ve ticaret koridorlarını tarihin en zorlu sınamalarından birisiyle karşı karşıya bırakmış durumda. Dünya bugün yalnızca çatışmaları değil, bu çatışmaların oluşturduğu jeoekonomik kördüğümü de yönetmeye çalışıyor.
Bu yeni tablo, enerji ve gıda arz güvenliğinden küresel tedarik zincirlerine kadar uzanan çok katmanlı bir belirsizlik ortamı oluşturmakta. eniz'de tahıl, gübre, amonyak ve üre ticaretine ilişkin riskler devam ederken, Hürmüz Boğazı dünya petrol ve doğal gaz akışının en kritik geçiş noktası olmayı sürdürüyor. Kızıldeniz'de devam eden güvenlik sorunları ise, Asya ile Avrupa arasındaki deniz ticaretinin maliyetini artırırken, küresel lojistik ağlarını da kırılgan hale getiriyor.
Sorun artık yalnızca petrol fiyatlarının yükselmesi ya da navlun maliyetlerinin artması değil. Asıl mesele, küresel üretimin ihtiyaç duyduğu enerji, ham madde ve lojistik hatlarının aynı anda baskı altına girmesi. Ticaret savaşları, yaptırımlar ve sıcak çatışmalar birbirini besledikçe, dünya ekonomisi de giderek daha fazla sayıda dar boğaza bağımlı hale geliyor. Jeopolitik risklerin ekonomik maliyeti artık yalnızca bölgesel değil, küresel ölçekte hissediliyor.
Tam da bu noktada, Türkiye'nin öncülük ettiği yeni koridor vizyonu dikkat çekmekte. Irak ile geliştirilen Kalkınma Yolu Projesi, Suriye'nin yeniden ayağa kaldırılmasına yönelik ekonomik ve altyapı odaklı çalışmalar, Irak ile Suriye arasında yeniden gündeme gelen petrol boru hattı ve Dört Deniz Girişimi, birbirinden bağımsız projeler olarak değerlendirilmemeli.
Bu proje ve açılımların tamamı, savaşların oluşturduğu jeoekonomik kördüğümü çözmeye yönelik ortak bir stratejinin parçalarını oluşturuyor. Bu yaklaşımın en önemli özelliği, güvenlik ile kalkınmayı aynı denklem içinde ele alması. Kalıcı istikrarın yalnızca askeri tedbirlerle değil, üretim, yatırım, ulaştırma ve enerji altyapısıyla mümkün olacağı gerçeği giderek daha fazla kabul görüyor. Türkiye'nin Suriye ve Irak'a yönelik yaklaşımı da tam olarak bu anlayış üzerine inşa edilmekte. Bölgesel refahın güçlenmesi ile ticaret koridorlarının güvenliği birbirini tamamlayan iki temel unsur haline geliyor.
Irak'ın Akdeniz'e açılacak alternatif enerji ve ticaret hatları, Basra'dan Avrupa'ya uzanacak ulaştırma koridorları, Türkiye'nin

24