Yazar, 1945'ten beri süren ABD merkezli düzenin Ukrayna Savaşı'yla sona erdiğini ve teknoloji-devlet entegrasyonunun yeni jeopolitik gücün kaynağı olduğunu iddia ediyor. Bu iddiayı, Palantir manifestosuna referans vererek ve veri, algoritma, yapay zekanın silaha dönüştüğünü göstererek temellendiriyor. Ardından mühendisleri ulusal stratejinin aktörleri yapıyor, ancak bu tarafsızlığın zayıflık olduğu iddiası, teknik uzmanların siyasi tercihten ne kadar bağımsız kalabileceklerini sorgulamaya bırakıyor.
5 Mayıs 1945. Hitler intihar edeli üç gün geçmiştir ve Nazi Almanya'sı çözülmüştür. Bu tarih, ABD'nin, kendi hegemonyasında, adım adım inşasına başladığı yeni küresel düzenin adeta kilometre taşıdır. 24 Şubat 2022 ise Ukrayna Savaşı'nın başlangıç günüdür, ki bu tarih te 1945 tarihli ve ABD damgalı küresel düzenin sonunun geldiğinin anlaşıldığı an oldu. Dünya, parçalanan, dağılan 80 yıllık bir küresel düzenden, hayli sancılı geçen ve fay hatlarında gerginliğin daha da artacağı bir süreçle, yeni bir küresel düzene geçiyor.
Bu geçiş sürecindeki eşik, yalnızca küresel ekonomik ve ticari dengelerin değil; güç tanımının da köklü biçimde yeniden yazıldığı bir kırılma noktası olarak öne çıkmakta. Artık teknoloji, klasik anlamda bir üretim aracı ya da ticari rekabet unsuru değil; doğrudan doğruya jeopolitik gücün ta kendisini oluşturmakta. ABD merkezli teknoloji şirketi Palantir'in geçtiğimiz hafta dünya kamuoyu ile paylaştığı manifestosunun işaret ettiği temel gerçek de yine aynı noktaya dayanıyor; devlet ile teknoloji arasındaki mesafe kapanmıştır.
Hatta bir adım daha ileri gidelim; bu mesafe artık yok hükmünde. Teknolojinin artık önde gelen devletlerin tümü için jeopolitik güce dönüştüğü böyle bir küresel konjonktürde, büyük teknoloji şirketleri, ulus devletlerin kapasitesinin bir uzantısına dönüşürken; veri, algoritma ve yapay zeka, füze, lazer, insansız sistemler, yeni nesil savaş uçakları kadar stratejik hale gelmiştir. Bugün Washington'dan Pekin'e, Londra'dan Berlin'e, Ankara'dan Riyad'a, Yeni Delhi'den Seul'e kadar tüm büyük merkezlerde aynı soru soruluyor: Dijital altyapıyı kim kontrol ediyorsa, geleceği de o mu kontrol edecek Cevap giderek daha netleşiyor: Evet.
Bu yeni çağda güç, toprak genişliğiyle değil; veri derinliğiyle ölçülüyor. Enerji hatlarının yerini veri akışları, askeri üslerin yerini bulut sistemleri alıyor. Yapay zeka ise bu yeni düzenin en kritik silahı olarak öne çıkıyor. Çünkü yapay zeka yalnızca bir teknoloji değil; karar alma süreçlerini hızlandıran, öngörü kapasitesini artıran ve stratejik üstünlük sağlayan bir kuvvet çarpanı. Bu dönüşüm, özel sektörün konumunu da kökten değiştiriyor. Artık teknoloji şirketlerinin 'tarafsız piyasa aktörü' olarak kalması mümkün değil.
Her algoritma bir tercih, her veri akışı bir yönelim, her platform bir güç projeksiyonu anlamına geliyor. Bu nedenle şirketler, farkında olsalar da olmasalar da ülkelerinin jeopolitik pozisyonunun bir parçası haline geliyor. Burada en kritik kırılma noktası ise insan kaynağı. Özellikle iyi yetişmiş mühendisler. Artık onlar yalnızca kod yazan teknik uzmanlar değil; ülkelerinin dijital egemenliğini inşa eden stratejik aktörlerdir. Bir anlamda, yeni çağın 'dijital askerleri'.
Bu ifade abartılı değil; aksine, içinde bulunduğumuz dönemi doğru tanımlamak için gerekli. Çünkü siber güvenlikten yapay zeka modellerine, yarı iletkenlerden veri mimarilerine kadar uzanan geniş bir alanda verilen mücadele, klasik savaşlardan çok daha karmaşık ve kritik olgu. Ve daha da belirleyici. Bu nedenle mühendislik artık tarafsız olabilecek bir faaliyet değil. Yazılan her kod satırı, geliştirilen her sistem, kurulan her platform; bir ülkenin rekabet gücünü,

20